Yazar: Hatice ÇAĞIRAN
GÜVENİN BEDELİ
Şirketlerin finansal koridorlarında gezinirken en çok duyduğumuz kelimelerden biridir "sadakat". Hatta bazen o kadar kutsanır ki, her sabah ofise herkesten önce gelen, on yıldır hiç izin kullanmayan ve şirketin her kuruşunu gözeten kıdemli bir çalışan, yönetimin en güvenilir insanı olur. Ancak iç denetim dünyasının acı bir gerçeği vardır: En büyük finansal hileler, genellikle şüphe bulutlarının en uzağındaki, en "güvenilir" masalarda filizlenir.
Haydi hep beraber, orta ölçekli bir üretim firmasının her adımı ezbere bilen emektar bir muhasebecinin masasına konuk olalım. Emektar Muhasebecimiz, şirketin nakit akışını, tedarikçi ödemelerini ve banka hesaplarını tek başına yöneten, adeta firmanın finansal hafızası olan bir profesyoneldir. Her şey mükemmel işliyor gibi görünmektedir; ta ki şirketin nakit sıkışıklığı hissettiği ama bilançoda her şeyin "tıkırında" göründüğü o güne kadar.
Muhasebecinin yöntemi, literatürde sıkça karşılaşılan ama yakalanması en zor hilelerden biridir: "Hayali Tedarikçi" yöntemi ve sahte faturalandırma.
Güvenilir Muhasebecimiz, şirketin yıllardır mal aldığı ana tedarikçilerden birinin ismine çok benzeyen, sadece tek bir harfi farklı ya da unvanının sonundaki "A.Ş." yerine "Ltd. Şti." olan paravan bir şirket kurar. Sistemdeki mutabakatları, fatura girişlerini ve banka talimatlarını tek başına kontrol etme yetkisine sahip olduğu için, her ay gerçek tedarikçinin faturalarının arasına bu paravan şirkete ait birkaç küçük "hizmet veya danışmanlık" faturası sıkıştırır.
Ödemeler bankadan düzenli olarak çıkar. Rakamlar tek seferde dikkat çekmeyecek kadar küçük, ancak bir yıla vurulduğunda şirketin kârlılığını etkileyecek kadar da büyüktür. Peki, Muhasebe Şefimiz neden on yıldır hiç izin kullanmamıştır? Yanıt basittir: İzinde olduğu günlerde kendisinin yerine bakacak geçici bir personelin, ödeme listesindeki o tek harflik farkı ya da paravan şirketin IBAN numarasını fark etme riskini göze alamamıştır çünkü. Hile üçgeninin (Baskı, Fırsat, Haklı Gösterme) "fırsat" ayağı, şirketin en güvenilir insanına tek taraflı bir krallık sunmuştur.
Bir gün Emektar Muhasebecimiz acil bir sağlık durumu nedeniyle birkaç gün ofise gelemez. Yerine bakan genç bir uzman, tedarikçi listesini incelerken garip bir şey fark eder. Yıllık milyonlarca liralık hacmi olan iki farklı tedarikçinin sistemdeki kayıtlı adresi aynıdır: Üstelik bu adres, ne bir fabrika ne de bir plazadır; bildiğimiz sıradan bir apartman dairesidir!
Daha da ilginci, bu gizemli şirketten kesilen tüm faturaların numaraları 001, 002, 003 diye sıralı gitmektedir. Yani bu şirket, koskoca piyasada bizim firmamızdan başka hiç kimseye fatura kesmemiştir!
Böylece, yıllardır titizlikle örülen o gizemli duvar ilk çatlağını vermiştir.
Bu hikaye, muhasebe hilelerinin sadece rakamlardan ibaret olmadığını, arkasında ciddi bir psikoloji ve sistemsel boşluk barındırdığını gösteriyor. Şirketleri iflasa sürükleyen şey genellikle tek seferlik büyük hırsızlıklar değil, sistemin kılcal damarlarından yıllarca sızan küçük damlalardır.
Finansal sağlığı korumanın yolu, çalışanlara şüpheyle yaklaşmak değil; "Görevler Ayrılığı ilkesini keskin bir şekilde uygulamak, rotasyon sistemini zorunlu kılmak ve habersiz iç denetimlerle süreçleri check-up'tan geçirmektir.
Unutmamak gerekir ki: Güven insani bir erdemdir, ancak iş dünyasında asla bir "iç kontrol politikası" olarak kabul edilemez. Gözün görmediğini rakamlar fısıldar, ama sadece sistem uyanıkken o fısıltılar duyulabilir.



