Yazar: Derya DURALİ
OTİZM HER YERDE, BAZEN DE ASANSÖRDE!
Otizm; genellikle yaşamın ilk 3 yaşında başlayan, bireyin sözel ve sözel olmayan yaşadığı gelişimsel ve iletişimsel bozukluktur. Sıklıkla iletişim problemleri ile ortaya çıkar ve bireyin akranları gibi gelişim düzeyinde olmaması ile kendini gösterir. Ama otizm, doğru yöntem ve tekniklerle çalışıldığında bireyin kendisinin ve ailesinin yaşam kalitesini arttırır, çocukların akranlarına yaklaşması sağlanabilir.
Şimdilerde, her yıl 48 çocuktan biri otizm tanısı alıyor ve bu sayı her geçen yıl biraz daha artıyor. Her çocuğun gelişim özellikleri, ilgisini çeken nesneler, oyuncak ve oyunları farklıdır. Bu nedenle biz eğitimciler, her çocuk için farklı bireyselleştirilmiş eğitim programları oluşturuyor ve uyguluyoruz. Benim; yaklaşık 18 aydır çalıştığım, haftanın 4 günü muhakkak gördüğüm, bu yazıyı oluşturmamda bana ilham veren bir kahramanım var.
Kahramanımız, asansörleri çok seven 4,5 yaşında bir erkek çocuğu, Doğa… Yeşil gözleri ve sarı saçları ile ışık saçıyor, gülen yüzü gelecekteki kendisine, ailesine ve biz terapistlerine umut veriyor. Seanslarda oynamaktan mutluluk duyduğu ve talep ettiği oyunlar asansörle ilgili olanlar. Yani bizim uyguladığımız terapilerin kurtarıcısı, asansör kurgusu olan oyunlarımız.
Doğa, 18 ay önce görüşmeye geldiğinde bekleme salonuna ağlayarak girmişti. Göz kontağı, insanlara ve oyuncaklara olan ilgisi ve konuşma becerisi yoktu. Anne ve baba; gözü yaşlı, aldıkları otizm tanısından çaresizce bahsediyorlardı. Doğru eğitim ve yaklaşımla bunu atlatabileceğimizi onlara söyledik. Doğa’ya uygun bir eğitim programı oluşturduk ve çalışmaya koyulduk. Yolumuzda engeller ve zorluklara rağmen, başarının olacağını biliyordum.
Çocuğumuz yaklaşık bir ay sonra insanlarla göz göze gelmeye başladı, 3-4 ay sonra odadan bir oyuncak seçip, onunla oynamak istedi. 6-7 ayın sonunda annesi; gittikleri avm’lerde açılıp-kapanan otomatik kapılarının önünde durduğu ve bu durumdan çok hoşnut olmaduğunu belirtti. Anne çok zorlanmıştı. Çünkü; avm’de otomatik kapıdan ayrılmayan, size soru soran gözlerle bakan çocuğunuza yanıt vermek kolay değildir. Çocuğa engel olmamalarını, bunu bir oyuna dönüştürmelerini söyledim.
Doğa’nın bir sonraki seansına açılır-kapanır kapıları olan bir kale getirdim ve kapıların otomatik olduğunu söyledim. Doğa’nın o an gözleri parladı. Devamında, onunla birlikte bu otomatik kapılardan oyuncak insanlar ve hayvan geçirdik. Oyunlarımız kapılardan geçmek üzerine kurulu oldu; fakat, Doğa gözlerini gözlerimden ayırmıyor ve benimle konuşmaya çalışıyordu.
Ertesi hafta anne, Doğa’nın apartmandaki asansörü keşfettiğini ve asansörden çıkmak istemediğini belirtti. Belli zaman dilimlerinde, asansörle birlikte inip çıkabileceklerini söyledim. Artık oyunlarımızın ana temasını asansör oluşturuyordu; legolar, kutular, plastik kaplar ve asansöre dönüştürebileceğimiz her şeyi kullanıyorduk.
Seanslar bu şekilde ilerliyor ve Doğa’da ciddi değişiklikler gözlemliyorduk. Göz kontağı, konuşması, oyunların içerikleri, başka karakterleri oyuna dâhil etme isteği artmıştı. “Hadi asansöre binelim” deyip elimi tutuyor ve birlikte asansöre biniyormuş gibi yapıp oyunlar oynuyorduk. Evet, Doğa artık insanlarla ilişki kurabiliyor, konuşabiliyor, oyun oynayabiliyor ve o ânı yaşayabiliyordu. Yaşıtları gibi o da anaokuluna başladı ve pek çok konuda kendini ifade edebilir, oyun oynayabilir, yaşıtları gibi davranabilir hale geldi.
Artık tüm seanslarımızda oyuncaklarımız asansöre biniyor. Hatta son seansta öyle güzel hazırlık yapmış ki, bunu sizlerle paylaşmak istedim. Doğa ablasından yardım istemiş ve bir resim defterine asansör çizerek, en sevdiği karakterler olan kızgın kuşları da (angry birds) asansöre bindirip seansa getirmiş. Bu bizi çok mutlu etti gerçekten.
Otizm ile başlayan bir yolculuğun, asansöre binerek normal hayat katına çıkacağını ben de bilemezdim ama bu süreci şaşkınlık ve bir o kadar da hayranlıkla deneyimledim.
Çocuklarla yaşanan benzer süreçteki tüm hikâyelerin de mutlu şekilde devam etmesini temenni ederim



