11 Mart 2026,Asansör kazaları: Teknik gerekçeler, sorumluluk zinciri ve sistemsel açmazlar, Asansor Vizyon Dergisi, Asansör Adına tüm Aradıklarınız Bu Sitede

Asansör kazaları: Teknik gerekçeler, sorumluluk zinciri ve sistemsel açmazlar

Türkiye’de artan asansör kazaları yalnızca bakım ihmaliyle açıklanamaz. Güvenlik aksamlarından denetim mekanizmalarına, mevzuattan uygulamaya kadar uzanan çok katmanlı bir sorumluluk zinciri söz konusu. Tüm Asansör Sanayi İşverenleri Sendikası Genel Başkanı Turgay Kuluğ, kazaların teknik kökenlerini ve sistemsel sorunları tüm boyutlarıyla değerlendirdi.

Turgay bey merhaba. Asansör kazaları incelendiğinde, meydana gelen olayların hangi oranda tasarım, montaj, bakım ve kullanıcı kaynaklı faktörlerden oluştuğu teknik veriler ışığında nasıl değerlendirilmektedir?

Merhaba. Bilindiği üzere kaza terminolojisinde bir tabir vardır. “Hiçbir kaza tek bir sebepten dolayı meydana gelmez. Birden fazla sebep ve faktör bir araya gelerek kazaları oluşturur”. Sendikamız nezdinde takip edilen 2020–2025 kaza kayıtları ve saha verileri ışığında kazaların önemli bir kısmı doğrudan asansör güvenlik aksamları kaynaklı teknik arızalardan oluşmaktadır. Ürün tasarımı ve montaj hataları ikinci sırada yer alırken, yetersiz bakım ve kayıt dışı müdahaleler ise üçüncü sırada yer alan ciddi bir risk faktörüdür. Kullanıcı kaynaklı kazalar ise toplam içinde daha düşük oranlıdır. Özellikle fren sistemleri, kapı kilitleri, kumanda sistemleri ve güvenlik devreleri kazalarda baş rol oynayan bileşenler arasında karşımıza çıkmaktadır.

Türkiye’de yaşanan asansör kazalarının neden dağılımı ile uluslararası istatistikler karşılaştırıldığında, teknik açıdan öne çıkan temel farklar nelerdir?

Uluslararası istatistiklerde kazalar çoğunlukla bakım ihmali veya kullanıcı hatasından kaynaklanırken, Türkiye’de güvenlik bileşenlerinin uygunsuzluğu ve komponent üreticilerine yönelik denetim eksikliği daha belirgin bir faktördür. Bu durum, belgelendirme ve piyasa gözetimi süreçlerindeki ihmallerin varlığına işaret etmektedir.

Kamuoyunda oluşan “asansör kazaları” algısının, mühendislik gerçekleri ve mevcut güvenlik standartlarıyla ne ölçüde örtüştüğü düşünülmektedir?

Kamuoyunda oluşan algı, kazaların “eski asansör” veya “bakımsızlık” kaynaklı olduğu yönündedir. Oysa mühendislik gerçekleri, güvenlik aksamlarının uygunluk ve performans sorunlarının çok daha kritik olduğunu göstermektedir. Meydana gelen herhangi bir asansör kazasında payı olsun ya da olmasın koşulsuz şartsız asansör firmaları kamuoyu önünde linç edilmektedir. Genellikle bir asansör kazasının meydana gelmesinde olası başkaca sorumluların (bina yöneticisi, asansör yaptırıcısı, muayene kuruluşları, onaylanmış kuruluşlar, mahalli idareler, asansörü monte eden, bakımını yapan, komponent üreticileri, projelendirme ofisleri) sürekli olarak kamuoyu, medya kuruluşları ve yargı birimleri nezdinde göz ardı edildiğini ve irdelenmediğini gözlemlemekteyiz. Mevcut durum gerçek sorumluların ortaya çıkarılmasında ve somut gerçeğe ulaşma noktasında çok büyük bir engel teşkil etmektedir.

Asansör sistemlerinde tasarım ve projelendirme aşamasında yapılan hataların, sahadaki uygulamalara ve olası kaza senaryolarına etkisi teknik olarak nasıl açıklanmaktadır?

Bilindiği üzere bir asansör ünitesinin doğumunda proje aşamasından piyasaya arz edildiği zamana kadar ilerleyen yolculuğu iki temel kısımda belirlenmiştir. Piyasaya arz öncesindeki tüm süreçler “Asansörlerin Tasarımına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Tebliğ” ile açıkça çerçeve altına alınmıştır. Bahse konu tebliğde kronolojik olarak sürecin kimler tarafından ve nasıl yürütülmesi gerektiği hiçbir şüpheye mahal bırakılmayacak şekilde belirlenmiştir. Tebliği incelediğimizde temel olarak dört aktöre (asansör yaptırıcısı, mimarlık ofisleri, mühendislik ofisleri ve mahalli idare) çok ciddi görev ve ödevler verildiğini görüyoruz. Sorunun yanıtına geri dönersek; maalesef ülkemizde bu tebliğin uygulanması noktasında çok büyük zafiyetler ve ihmaller olduğuna sürekli olarak tanık olmaktayız. Bir taraftan projelerde yapılan hesaplama, yük dağılımı, güvenlik katsayısı ve trafik hesabı hatalarının sahada domino etkisi yarattığını görüyorken diğer taraftan ise mahalli idarelerin proje onay aşamalarında çok ciddi ihmallerinin veya eksik işlerinin varlığına şahit oluyoruz. Doğal olarak bu durum asansör güvenlik aksamlarının düzgün çalışmamasına, montaj kaynaklı tasarım hatalarının tatbik edilmesine ve trafik hesabına uygun olmayan asansörlerin binalara montajlanmasına sebep oluyorken neticede denkleme tasarımsal hataları bulunan güvenlik aksamlarını da eklediğimizde kazaların meydana gelmesi için mükemmel bir zemin oluşmaktadır.

Taşıyıcı sistemlerin (halat, askı elemanları, kabin ve karşı ağırlık şasisi) projelendirilmesinde yapılan hesaplama veya seçim hataları hangi tür kazalara zemin hazırlamaktadır?

Son zamanlarda taşıyıcı sistemlerden kaynaklanan ve sonucu felaketlerle biten kazaların sıklıkla yaşandığını büyük bir üzüntü ve kaygıyla gözlemlemekteyiz. Eşit olmayan halat gerginlikleri, yanlış tercih edilen halat çapları, özellikle halat sarım açısı hataları, emniyet katsayısı veya karşı ağırlık şasilerindeki mukavemet hesabı hataları, ciddi kazaların yaşanmasına sebep olan nedenler arasında yer almaktadır. Özellikle hatalı halat sarım açısı ve ağırlık şasisi mukavemeti yetersizliği ile ilgili kazaların son zamanlarda arttığını görmekteyiz.

Kapı sistemleri, kilitleme mekanizmaları ve güvenlik devrelerinin tasarımındaki eksiklikler, kazaların oluşum sürecinde ne derece belirleyici olmaktadır?

Kapı kilitleri ve güvenlik kontakları kazalarda belirleyici rol oynayan sebepler arasında yer alıyor. Özellikle bu tür tertibatlarda meydana gelen arızalara yetersiz, tecrübesiz ve yetkisiz kişilerin arızayı kalıcı olarak çözememesi neticesinde maalesef çareyi kilit devrelerini köprülemek suretiyle müdahale ettiği ve sonuç olarak birçok kazanın yaşandığı olaylar meydana gelmiştir. Bu tür kazalarda özellikle yarı otomatik kat kapılı asansörlerde kullanıcılar farkında olmadan kat kapılarını açarak katta olduğunu sandığı kabine binmek için adımlarını asansör kuyularına atarak ölümle veya yaralanma ile sonuçlanan kazaların kurbanları haline gelmektedir. Bu noktada özellikle gizli bir tehdidin varlığına da işaret çekmek istiyorum. Yarı otomatik asansörlerde son beş yıl içinde kayıtlarımıza dört ayrı kaza girmiş ve kazanın nedenleri uzun bir süre sonra anlaşılabilmiştir. Çarpma kapı olarak tabir ettiğimiz kat kapılarının kilit kontakları herhangi bir nedenden dolayı ıslandığında ıslaklık kuruyana kadar geçici olarak köprülenmiş şekilde tepki vermektedir. Kısa süreliğine yaşanan bu durum neticesinde kapılar şöntlü kalmakta ve kazaların yaşanmasına sebep olmaktadır. Kaza sonrasında kilit kontakları kuruyarak herhangi bir müdahale gerektirmeden çalışmaya kaldığı yerden devam ettiğinden bir nevi delilin doğal yollardan ortadan kalktığı bu kazalarda kuyu diplerinde ölü olarak bulunan kişilerin tüm kat kapılarındaki kilitlerin sorunsuz çalışmasına karşın oraya nasıl girdiklerini irdelememiz neticesinde bu gizli tehdidin varlığı TASİS Teknik Komitemizce tespit edilmiştir. Mevcut tehdidin özellikle asansör bakımlarında tespit edilerek lüzumlu önlemlerin firma yetkilileri tarafından alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Projelendirme ile gerçek saha koşulları arasındaki uyumsuzlukların, özellikle eski binalarda, güvenlik açısından hangi riskleri doğurduğu düşünülmektedir?

Proje ile saha gerçekleri arasındaki uyumsuzluk, özellikle eski yapılarda kuyu ölçüsü ve yapısal sınırlamalar nedeniyle güvenlik ekipmanlarının tam uygulanamamasına neden olmaktadır. Alternatif tedbirlerle mevcut sorunlar çözülmeye çalışılsa da kısmen netice alındığını gözlemlemekteyiz. İlave olarak bu tür yapılarda iş güvenliğini tehlikeye düşüren birçok faktörün varlığı da gözden kaçırılmamalıdır. Bu hususa yönelik asansör bakımlarında personeli tehlikeye düşürebilecek binadan/yapıdan kaynaklı olası risklerin tespit edilmesi durumunda TS EN 13015 standardı kapsamında risk değerlendirmesi yapılması gerekmektedir. Konuya ilişkin www.tasis.org.tr sitemizin evrak portalı kısmında TASİS Teknik Komite tarafından hazırlanmış Bakımda Risk Değerlendirmesi Formu’nun aktif olarak kullanılmasını ve varsa risklerin belirlenerek bir kopyasının bina sorumlusuna verilerek lüzumlu önlemlerin alınmasının sağlanmasını öneriyoruz.

Montaj aşamasında yapılan hataların, asansör kazaları üzerindeki etkisi teknik olarak nasıl değerlendirilmektedir?

Hatalı veya tasarımsal sorunları bulunan komponent tercihleri, yanlış konumlandırılmış ray, makine şasesi, ağırlık şasesi, eksik veya bağlantıları hatalı güvenlik devreleri ve doğru yapılmayan kumanda konfigürasyonları vb. nedenler sonradan kazaların oluşmasına gizlice zemin oluşturan faktörler arasında yer almaktadır. Olası hataları zamanında tespit edebilmek için ilk muayeneden önce son kontrol faaliyetlerinin monte eden tarafından sıkı sıkıya yapılması ve tescil öncesi ilk periyodik kontrollerde muayene kuruluşlarınca üst düzey hassasiyet gösterilmesi son derece önemlidir.

Asansör kazalarının önemli bir kısmı, bakımın yalnızca kağıt üzerinde yapılmasından kaynaklanıyor. Gerçek güvenlik; temizleme, yağlama ve kontrolün ötesinde, güvenlik aksamlarının performansının test edilmesi ve risklerin sistematik olarak analiz edilmesiyle mümkündür.

Montaj sürecinde işçilik kalitesi, ekip yetkinliği ve süre baskısının güvenlik performansını nasıl etkilediği gözlemlenmektedir?

Maliyet ve süre baskısı altında yapılan montajlarda kalite düşmekte, bu da uzun vadede sistem güvenliğini zayıflatmaktadır. Sektördeki haksız rekabet, kayıt dışı kişilerin oluşturduğu güvenlik zafiyeti ve aşırı firma popülasyonu montajların layıkıyla yapılmadığı gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Yıllardır üzerine basa basa söylüyoruz. Yük ve insan taşımacılığı yapan asansörler yalnızca fiyat performansıyla irdelenmesi gereken sistemler olmamalı. Avrupa İstatistik Kurumu tarafından açıklanan ve birkaç yıl öncesine ait verilere göre 445 milyon nüfusa sahip kıta Avrupa’sının tamamında asansör montaj faaliyeti yürüten toplam 536 işletme olmasına karşın 86 milyon nüfuslu ülkemizde ise 3128 firma mevcut. Sayılarının yaklaşık 15 bin olduğu kayıt dışı faaliyetler yürüten kişileri saymıyorum bile..! İçinde bulunduğumuz şartlar altında asansör montaj kalitesinden bahsetmek ne kadar mümkün olur takdiri okurlarımıza bırakıyorum.

Projesine uygun montaj yapılmaması durumunda, sistemin güvenlik bileşenlerinin işlevselliği nasıl etkilenmektedir?

Projeye uygun olmayan montaj, güvenlik zincirini kırar ve sertifikalı bileşenlerin dahi işlevini kaybetmesine yol açar. Nitekim birçok asansör kazasında bu duruma bire bir şahit olmaktayız. Tasarımsal sorunları bulunan birçok güvenlik aksamının varlığını bir bütün olarak değerlendirdiğimizde bir de buna hatalı projeler eklendiğinde tabi ki kazaların meydana gelmesinde önemli bir kapı aralanmış oluyor.

Standart dışı veya muadil ürün kullanımının, özellikle güvenlik bileşenleri açısından, kaza riskini nasıl artırdığı teknik olarak nasıl açıklanmaktadır?

Birkaç yıl önce Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından bazı güvenlik aksamlarına yönelik piyasa gözetimi denetimi kapsamında denetimler yapıldığını hatırlayalım. Bakanlıkça ilk yapılan testlerden kalan güvenlik aksamlarının piyasada kaldığını, bunlardan çok azı hakkında toplatma kararları alındığını ve bu ürünlerin hala ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturduğunu hemen hemen her platformda dile getirdik. Üstelik bu ürünlerin tamamı aynı Bakanlığın yetki verdiği Onaylanmış Kuruluşlar tarafından sertifikalandırılarak üretici eliyle piyasaya arz edildi. Burada belli bir firma ya da marka üzerinde konuşmuyorum. Denetimlerden sorumlu olan Bakanlık yalnızca asansör montaj ve bakım firmalarına denetimler gerçekleştirerek komponent üreticilerini göz ardı etmektedir. Bu koşullar altında piyasanın muadil veya standart dışı düşük kaliteli ürün kullanımından hareketle kazalara pay çıkartmak en doğru tabirle kendimizi kandırmak olacaktır.

Sertifikalı görünen her ürün güvenli değildir; denetim sürekliliği sağlanmadığında standart dışı bileşenler sistemin en zayıf halkasına dönüşür. Bakımın ise yalnızca imza atılan bir formaliteye indirgenmesi, güvenliği kağıt üzerinde bırakır.

Asansör kazalarının ne kadarının doğrudan veya dolaylı olarak yetersiz bakım uygulamalarından kaynaklandığı düşünülmektedir? Bakım faaliyetleri sırasında en sık gözden kaçırılan kritik güvenlik noktaları nelerdir?

Bakım kaynaklı kazaların önemli bir kısmı bakımın şekli yapılmasından meydana gelmektedir. Özellikle bakıma giden personelin güvenlik aksamlarının doğru çalıştığından emin olması ve bakım faaliyetini ezberci bir mantık yerine TS EN 13015 Asansör Bakım Standardı kapsamında yürütmesi gerekmektedir. Bir diğer husus ise ülkemizin dört bir yanından gelen bilgiler doğrultusunda düşük fiyat odaklı hareket eden bazı kifayetsiz işletmelerde çalışan personelin asansör bakımı adı altında bina kapılarına bakım föylerini bırakarak bakım yapmadan binayı terk ettiklerine dair ihbarlar alıyoruz. Bilindiği gibi bakım faaliyeti; temizleme, yağlama ve kontrol olmak üzere üç ana başlıkta toplanmaktadır. Olası risklerin önceden tespit edilerek önlem alınması noktasında asansör bakımları kazaların önüne geçilmesinde hayati önem taşımaktadır.

Periyodik bakım süreçlerinin yalnızca mevzuat gereği yapılmasının, sahadaki gerçek güvenlik seviyesine etkisi nasıl değerlendirilmektedir?

Sadece bakım föyüne imza atılarak yapılan bakım gerçek güvenlik sağlamaz. Bakımlarda kapsayıcı performans testleri ve verilerin işlenerek analiz edilmesi gerekmektedir. Bu tespitime karşılık meslektaşlarımız bana kızabilir. Ancak kızmasınlar. Çünkü detaylı bir bakım faaliyetinin ülkemiz şartlarında uygulanan fiyat baremi ile gerçekleştirilmesi olanaksız olduğundan yıllarca sorumlu Bakanlıktan aylık asansör bakımlarına taban fiyat getirilmesini ve işletmelerin bu noktada bir zafiyete düşmemeleri için önlem alınmasını ısrarla talep ettik. Hakkını alan bir firmanın bakımda zafiyet göstermesi durumunda şiddetli yaptırımlara maruz bırakılmasını da ekledik. İşini düzgün yapanları tenzih etmekle beraber geldiğimiz noktada aylık bakımlarda liyakatin varlığından bahsetmek çok da mümkün görünmemektedir. Asansör sektöründe cirit atan binlerce korsan faaliyetin sorumlusunu etkili düzenlenmiş mevzuatlarla saf dışı bırakarak ortadan kaldırmayan ve buna karşın yerleşik düzende hareket eden firmalara cezalar yağdıran Bakanlığın topu sektörün kucağına atması kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.

Periyodik muayene sisteminin mevcut haliyle asansör kazalarını önleme konusunda yeterli olup olmadığı teknik açıdan nasıl yorumlanmaktadır?

Yıllık periyodik kontroller tabi ki uygulanmalı ve sürdürülebilir olmalıdır. Ancak mevcut sistem tespit odaklıdır, önleyici değildir. Dikkat edilecek olunursa asansör kazalarında sürekli olarak güvenlik aksamları baş rol oynamaktadır. Yaklaşık 1100 maddelik kontrol listesinin tamamının belirlenmiş zaman aralığında eksiksiz olarak check edilmesi yerine tescil öncesi hariç yıllık periyodik muayenelerde yalnızca güvenlik aksamları odaklı kontroller yapılırsa olası uygunsuzluklar daha verimli ve hızlı bir şekilde tespit olunarak kazaların önüne geçilmesi sağlanabilir. Muayenelerin bu yönüyle nicelik ve niteliğinin irdelenmesi gerekmektedir.

Kırmızı etiket almış veya riskli olduğu tespit edilmiş asansörlerin kullanımda kalmasının olası teknik ve güvenlik sonuçları nelerdir?

Asansör İşletme ve Bakım Yönetmeliği bu konuda çok keskin bir çizgi çekmiştir. Yönetmelik, kırmızı renkli bilgi etiketi iliştirilen asansörün bina sorumlusu tarafından kullanımını yasaklamış, bina sorumlusuna 60 gün içinde eksikliklerin giderilmesi sorumluluğu yüklemiş ve bu süre zarfında ilgili asansörün kullanımından kaynaklı can veya mal kaybından bina sorumlusunu mesul tutmuştur. Mevzuata göre A tipi muayene kuruluşu tarafından yapılan takip kontrolü neticesinde eksikliği giderilmediği tespit edilen asansör ünitesi ile ilgili muayene kuruluşuna ünitenin bağlı olduğu mahalli idareye yazılı bildirimde bulunulması şart koşulmuş ve bildirimi alan yetkili mahalli idarenin de ilgili asansörü mühürleyerek kapatması hususları kesin bir hükümle çerçeve altına alınmıştır. Ancak özellikle doğu illerimizde kırmızı etiket almış olan asansörlerin bina sorumlularınca kullanılmaya devam ettiğini ve daha da kötüsü siyasi kaygılarla hareket eden mahalli idarelerin asansör ünitelerini mühürleyerek kapatmadığını yaygın bir şekilde görmekteyiz.

Kırmızı etiketli bir asansörün çalışmaya devam etmesi, yalnızca mevzuat ihlali değil, doğrudan can güvenliğinin riske atılması anlamına gelir. Teknik olarak riskli olduğu tespit edilmiş bir sistemin kullanımda kalması; olası bir kazanın ‘ihtimal’ olmaktan çıkıp ‘zaman meselesi’ haline gelmesine neden olur. Bununla birlikte bilinçsiz kullanıcı müdahaleleri, kapasite aşımı ve bina yönetimlerinin ihmal zinciri eklendiğinde, güvenlik zafiyeti katlanarak büyür. Güvenlik yalnızca teknik bir mesele değil; yönetim, denetim ve toplumsal farkındalık bütünüdür.

Kullanıcı kaynaklı hataların (kapasite aşımı, bilinçsiz kullanım, yetkisiz müdahaleler) asansör kazaları üzerindeki etkisi teknik olarak nasıl değerlendirilmektedir?

Teknik nedenler kadar olmasa da kullanıcılar kaynaklı kazaların yaşandığını da net olarak biliyoruz. Bu kazaları kategorize etmek gerekirse; binanın sonradan farklı bir amaca hizmet edecek şekilde işlevinin değiştirilmesi (örn. Konut olan bir yapının hastaneye, yurda veya iş merkezine dönüştürülmesi) asansör trafik hesabının şaşmasına ve doğal olarak kapasite aşımına yol açarak kazaya sebebiyet vermesi, sisteme kasıtlı zarar verilmesi, vandalizm, bilinçsiz kullanım, teknik yeterliliğe ve bilgiye sahip olmadan arızalara müdahale etme ve en önemlisi kurtarma eğitimi almadan asansör kabinlerinde mahsur kalan kişilere yönelik kurtarma faaliyeti yürütme gibi etkenlerden meydana gelmiş birçok kaza mevcuttur.

Bina yönetimlerinin bakım ve güvenlik konularındaki ihmal veya eksiklikleri ile kullanıcı bilgilendirme ve uyarı sistemlerinin yeterliliği birlikte değerlendirildiğinde, bu iki unsurun asansör kazalarının meydana gelme riskini ne ölçüde artmaktadır?

Bu noktada sorumlu olan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının kamu spotları ile halkı aydınlatması ve bilinçlendirmesi gerekmektedir. Ancak ne yazık ki bu yöndeki talep ve isteklerimiz de Bakanlıkça hali hazırda dikkate alınmamıştır. Hala asansörlerin kendisine münhasır mevzuatları olduğundan dahi haberi olmayan milyonlarca vatandaşımız var. Toplumun can ve mal güvenliğini ilgilendiren böylesi önemli bir konuda mevzuat yayımlanmasına karşın kamu spotları ile desteklenmemesi toplumsal farkındalığı ortadan kaldırarak bazı kazaların meydana gelmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

Mevcut ulusal ve uluslararası standartların asansör güvenliği açısından yeterli olup olmadığı teknik olarak nasıl değerlendirilmektedir?

Asansör ünitelerinin dünya tarihinde yerini aldığından günümüze kadar geçen yaklaşık 170 yıllık süreç içerisinde değişen dünya ile birlikte standartlar da gelişerek evrilmiştir. Uluslararası arenada genellikle Avrupa, Amerika ve Japon standartlarının kabul gördüğünü ve uygulandığını görüyoruz. Değişen ihtiyaçlar ve teknolojik gereksinimler göz önünde tutulduğunda asansör standartlarının içinde bulunulan döneme yönelik büyük ölçekte ihtiyaca cevap verebildiğini söyleyebiliriz. Tüm dünyada kabul görülen ve konsensus haline gelerek dünya standartlarının bir nevi birleşimi niteliğinde olan ve hayata geçirilme aşamasında olan ISO 8100 serisinin asansör güvenliğini en üst seviyeye taşımayı amaçladığını görmekteyiz. Bu noktada standartların yeterli olduğunu ancak sorunun uygulamalarda olduğunu söyleyebiliriz.

Denetim süreklilik göstermediği sürece güvenlik kültürü oluşmaz. Mevzuat ile uygulama arasındaki boşluklar kapatılmadığında sistem zayıflar; akıllı sensörler ve veri temelli bakım çözümleri ise ancak sağlam bir mekanik altyapı ve etkin bir denetim mekanizmasıyla gerçek anlamda kazaları azaltabilir. Teknoloji tek başına çözüm değil, doğru yönetilen bir sistemin tamamlayıcı unsurudur.

Standartların sahada doğru şekilde uygulanmamasının, kazaların meydana gelmesinde nasıl bir rol oynadığı düşünülmektedir?

Süreçte görevini layıkıyla yerine getirmeyen sorumluların oluşturduğu güvenlik zafiyetinin yanı sıra denetim ve yaptırımların adil olmayacak şekilde tatbik edilmesi kazaların sürmesinde etken sebeplerden biri olmaktadır.

 

Denetim ve kontrol mekanizmalarının mevcut yapısının, asansör kazalarını önlemede yeterli olup olmadığı teknik açıdan nasıl analiz edilmektedir?

Piyasa gözetimi ve denetimi süreklilik arz etmemektedir. Komponentlere yapılan testlerden kalan ürünlerin piyasada kalması ve buna göz yumulması en somut örnektir diyebilirim. Göstermelik birkaç toplatma kararının alınarak mevcut durumun geçiştirilmesinden sorumlu olanın yine Bakanlık olduğu kanaatini taşımaktayım.

Mevzuat ile uygulama arasındaki boşlukların, sahada ne tür güvenlik zaafları oluşturduğu düşünülmektedir?

Mevzuatlara bu yönüyle bir bakış attığımızda bardağın tümünün boş olmadığını ancak buna karşın yönetmeliklerde çok ciddi meselelerin saha gerçekleri ile örtüşmediğini ve uygulamada eşitliği veya denetimlerin iyi yönetim ilkelerine aykırı olacak şekilde tatbik edildiğini düşünüyoruz. Uzunca bir süredir bu hususlara yönelik Bakanlığı yazılı, sözlü, toplantılı ve yapılan çalıştaylar nezdinde uyarmış olmamıza rağmen elle tutulur bir düzenlemenin hala yapılmadığını görmekteyiz. Bu koşullar altında mevcut durumun asansör kazalarına olan etkilerini göz ardı etmemiz mümkün değildir.

Sensör teknolojileri, erken uyarı sistemleri ve akıllı güvenlik bileşenlerinin asansör kazalarını önlemedeki etkinliği teknik açıdan nasıl değerlendirilmektedir?

Bahse konu teknolojilerin asansörlere doğru uygulanması halinde kazaları ciddi oranda azaltacağına hiç şüphe yoktur. Ancak temel mekanik tedbirler olmadan anılan sistemlerin tek başına güvenliği tesis etmesinden de bahsedemeyiz.

Uzaktan izleme ve veri temelli bakım sistemlerinin, geleneksel bakım yaklaşımlarına kıyasla kaza riskini azaltmadaki rolü nedir?

Veri temelli bakım faaliyetleri arızaları oluşmadan tespit edebileceği gibi meydana gelen arızalara yönelik hızlı ve zamanında müdahaleyi de mümkün kılmaktadır. Doğal olarak kazaların önlenmesinde anılan noktalar son derece önemli ve değerlidir. Yürürlüğe girmesi beklenen ISO 8100 standardı bahse konu edilen hususlarla ilgili son derece radikal ve katı kurallar getirmiştir. Bu nedenle ülkemizdeki ilgili üreticilere ve asansör firmalarına bu yöndeki kurumsallaşma kapsamında çok büyük görevler düşmektedir.

Yeni nesil dijital ve akıllı asansör sistemlerinin, özellikle insan hatasını azaltma noktasında nasıl bir katkı sunduğu düşünülmektedir?

Dünyada yapay zeka teknolojilerinin geldiği noktaya bir bakış atacak olursak şahsen bu teknolojik gelişmelerin asansör sistemlerine de uygun bir formatta uygulanması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü işin içinde insan faktörünün tek başına bulunduğu her durumda olası zafiyetlerden de kolaylıkla bahsedebiliriz. Asansör sektöründe insanın yapay zekayı, yapay zekanın insanı kontrol ettiği bir düzlemde kazaların belirli bir kısmının önüne geçilmesi son derece akılcı bir yöntem olacaktır.

Yapay zekâ destekli sistemler insan hatasını azaltabilir; ancak güvenlik zincirinin her halkası görevini eksiksiz yerine getirmedikçe teknoloji tek başına yeterli değildir. Sorumluluk; üreticiden montajcıya, bakım firmasından bina yönetimine kadar uzanan bütüncül bir yapı gerektirir. Haksız rekabet ve etik dışı uygulamalar devam ettiği sürece, asansör güvenliğinde kalıcı bir iyileşmeden söz etmek mümkün değildir..

Bir asansör kazasında üretici, montajcı, bakım firması ve bina yönetimi arasındaki teknik sorumluluk zinciri nasıl tanımlanmaktadır?

Sorumluluk zincirini sırasıyla; Asansör yaptırıcısı → Komponent Üreticisi → Onaylanmış Kuruluş → Montajcı → A Tipi muayene kuruluşu → Mahalli idare → Bakım firması → Bina sorumlusu → Denetim otoritesi şeklinde sıralayabiliriz.

Maliyet baskısı ve rekabet koşullarının, güvenlikten ödün verilmesine yol açıp açmadığı teknik ve mesleki açıdan nasıl değerlendirilmektedir?

Haksız rekabet ve kayıt dışılığın doğal bir sonucu olarak asansör güvenliğinden ödün verilerek kazalara kapı aralanması sonucunu doğurduğuna hiç şüphe yoktur. Mevcut durum kayıt altında bulunan asansör firmalarının gelişmesine engel olduğu gibi kayıt dışılığı adeta körüklemektedir. Bu koşullar altında asansör sektörünün gelişmesi ve asansör güvenliğinin tam olarak tesis edilmesi neredeyse imkansızdır.

Mesleki etik ilkelerine uyulmamasının, uzun vadede asansör kazalarına nasıl zemin hazırladığı düşünülmektedir?

Etik dışı belgelendirme ve kayıt dışı faaliyetler uzun vadede asansör kazalarına zemin hazırlamaktadır. Üzerinde biraz düşünüldüğünde asansör sektör mensuplarının yaptığı işlerin insan hayatı ve güvenliği açısından son derece önemli sonuçlar doğurabilecek türden nitelikli bir iş olduğu konusunda hemen herkes hemfikirdir. Buna karşın mesleki becerileri olmayan ve nicelikten yoksun birçok kişinin bu mesleğe kolaylıkla giriş yaptığını ve yetki aldığını görmekteyiz. Son zamanlarda tarafımıza ulaşan bilgiler arasında temizlik şirketlerinin veya profesyonel bina yönetim şirketlerinin ilave gelir elde etmek amacıyla asansör firmaları kurduğu bir dönemden geçiyoruz. Her zaman söylediğimiz üzere bir kez daha yineliyoruz, “Asansör sektörü her önüne gelinin girip çıkabileceği yol geçen hanı değildir.” aksi halde maalesef asansör kazalarını konuşmaya devam edeceğiz.

Asansör kazalarının azaltılabilmesi için sektörel olarak öncelikli ele alınması gereken teknik konular sizce nelerdir?

Bu noktada sözü uzun tutmayacağım ilk olarak pınarın başı olan güvenlik aksamı üreticilerine yönelik denetimlerin ivedilikle başlatılması, kayıt dışı faaliyetlerin mevzuatlarla ve denetimlerle engellenmesi, gerçek bakım faaliyetlerinin hayata geçirilmesi ve sorumlu Bakanlıkça kaza istatistiklerinin tutulması ve kazaların gerçek nedenlerinin ortaya çıkarılması adına Asansör Kaza İstatistik Birimi oluşturularak veri tabanı oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Nitekim evvelce Bakanlığa bu konuda da talepler iletmiş olmamıza karşın hali hazırda atılmış bir adım olmadığını görüyoruz.

Asansör standartları ve yönetmeliklerini daha iyi seviyede uygulamak kaza sayılarının azalmasında büyük katkı sunar mı, kesin çözüm olduğunu söyleyebilir miyiz?

Standartlar doğru uygulanırsa kazaları büyük oranda azaltacağına hiç kuşku yoktur. Bununla birlikte asansör yönetmeliklerinin saha gerçeklerini göz ardı etmeden baştan tırnağa elden geçirilmesi suretiyle yeniden düzenlenmesi keyfiyetten çıkarak zorunlu bir hal almıştır. Tabi ki anılan tedbirler tek başına yeterli olmayacaktır. İyi yönetim ilkelerine uygun ve adil bir denetim mekanizması da işletilmelidir. Mevcut haliyle sorumlu olan herkes kendini kandırmaktan öteye geçmemektedir.

Standartlar doğru uygulanırsa kazalar azalır; ancak uygulama zayıf, denetim adaletsiz ve sorumluluk dağınıksa hiçbir mevzuat tek başına çözüm değildir. Güvenlik kağıt üzerinde değil, sahada tesis edilir. ISO 8100 teknik çerçeveyi güçlendirecek olsa da, güçlü bir denetim iradesi ve kolektif sorumluluk bilinci olmadan kalıcı bir iyileşmeden söz etmek mümkün değildir.

Sektör genelinde asansör kazalarını konuşmak istemeyen, gündem olmasından rahatsız olanların endişeleri nelerdir?

Sektörden ziyade asansör kazalarını konuşan ve kararlı bir biçimde bunun üzerine giden bir Bakanlık görmek istiyor ama şu aşamada maalesef göremiyoruz. Bakanlığın bu yöndeki tavsiyelere ve taleplere neden kulak vermediği bir yana sektör mensuplarının asansör kazalarını konuşmamasını sektörel itibar kaygısı ve ticari endişelerin ön planda olmasına bağlıyorum.

Asansör sektöründe orkestra şefi bakanlıktır, sizce bakanlık asansör kazaları için gerekli hassasiyeti gösteriyor mu?

Bakanlıkla yapmış olduğumuz sayısız toplantı, yazışma ve diğer etkinlikler bir bütün olarak ele alındığında gelmiş olduğumuz noktada ironik olarak betimlenen orkestra şefinin yerinde olmadığını ve bu orkestrayı yönetemediğini düşünüyoruz. Sektör adeta kaderine terk edilmiş bir halde her kafadan bir sesin çıktığı, kayıt dışıların cirit attığı ve kimin ne yaptığının belli olmadığı bir yere evrildi. 2026 yılına girdiğimizden bu yana geçen 46 günlük zaman aralığında tarafımıza ulaştırılan ve sürecine dahil olduğumuz 11 asansör kazası gerçekleşti. Neredeyse haftada 2 kaza gerçekleşmiş ve bu kazaların yarısına kullanıcılar maruz kalarak yaralanmalı ve ölümlü neticeler doğmuştur. Her geçen yıl asansör kazalarında yıllık ortalama grafiğin anormal bir şekilde arttığını görüyoruz. Buna karşın ilgili Bakanlığın ivedilikle tedbirlerin alınması noktasında bir hassasiyet göstermediğini üzülerek gözlemlemekteyiz.

ISO 8100 asansör standartları serisine 3 yıl sonra tam geçiş sağlandığında, güncellenen standartlar kazalarının azalmasına ne oranda katkı sağlayacaktır?

ISO 8100 standartlarına tam geçiş teknik güvenliği artıracaktır ancak bu hususların uygulama ve denetlemelerde belirleyici olacağı aşikardır. Hangi standart getirilirse getirilsin mevzuatlar ve denge denetleme mekanizmalarının işleyişi sorunluysa kalıcı bir asansör güvenliğinden bahsetmek son derece gülünç olacaktır.

Asansör kazalarının azaltılması için gösterdiğiniz gayret tüm sektör tarafından takdirle takip ediliyor, peki diğer STK’lar bu konu özelinde size ne kadar destek veriyor, ya da vermiyor?

Açık ve net olarak ifade etmek isterim ki bu konuda yalnız kaldık veya bırakıldık. Bu sorunun cevabını diğer STK’lara sormanızın daha doğru olacağı kanaatindeyim.

Asansör kazalarının sendikalar, ilgili meslek örgütleri ve kazaların bildirildiği resmi kurumlar nezdinde eksik bildirilmesi ya da özellikle bölgesel denetim ve izleme merkezlerinin bazı kazalardan geç veya hiç haberdar olmaması gibi durumların, sektör genelinde risk analizi ve önleyici politika geliştirme süreçlerini teknik açıdan nasıl olumsuz etkilediği düşünülmektedir?

Özellikle kaza sonrası yargı süreçlerine baktığımızda asansör kazalarına atanan bilirkişilerin oluşturduğu raporların son derece yetersiz, eksik verilerle dolu, isabetsiz ve özensiz bir biçimde hazırlandığına neredeyse her kaza dosyasında tanık oluyoruz. Bu konuya ilişkin Adalet Bakanlığı Bilirkişi Daire Başkanlığı ile görüşmeler sağlamış olmamıza karşın Adalet Bakanlığının bu yönde atması gereken adımları atmadığını görüyoruz. Kifayetsiz kişiler eliyle oluşturulmuş raporlar adaletin tecelli etmesine mani olduğu gibi kazaların gerçek nedenlerinin kamu eliyle tespit edilmesinin önünde büyük bir engel teşkil etmektedir. Mevcut veri eksikliği risk analizi yapılmasını zorlaştırmakta ve önleyici politika geliştirilmesini de engellemektedir. Özetle Bakanlıkların ülkemizde gerçekleşen asansör kazalarına yönelik girdiği derin uyku halinden ivedilikle çıkması gerekmektedir.

Veri yoksa analiz yoktur; analiz yoksa önleyici politika üretilemez. Kazaların eksik bildirilmesi, yetersiz bilirkişi raporları ve merkezi bir veri tabanının bulunmaması; sektörde sistematik risk değerlendirmesini imkânsız hale getirir. Yaklaşık 1 milyon aktif asansörün bulunduğu bir ülkede kaza istatistiklerinin kurumsal hafızaya dönüştürülmemesi, güvenlik kültürü açısından kabul edilebilir değildir. Güvenlik, ancak şeffaf veri ve güçlü kurumsal iradeyle sürdürülebilir hale gelir.

Bakanlık tarafından yayımlanan ve Resmî Gazete’de yer alan yönetmelik taslağında, asansör kazalarına ilişkin istatistiklerin TSE bünyesinde tutulmasına yönelik bir düzenleme öngörülmüş olmasına rağmen, bu maddenin nihai yönetmelik metninde yer almamasının; ulusal kaza verilerinin bütünlüğü, karşılaştırılabilirliği ve teknik analizlerin sağlıklı yapılabilmesi açısından nasıl bir eksiklik oluşturduğu değerlendirilmektedir?

Bakanlık bünyesinde merkezi veri tabanı oluşturulmaması ciddi bir sistem boşluğudur. Türkiye’de yaklaşık 1 milyon aktif asansör bulunmaktadır ve sektör hacmi 70 milyar TL’yi aşmaktadır. Bu büyüklükte bir sektörde güvenlik kültürü, denetim ciddiyeti ve teknik liyakat hayati önemdedir. Amacımız herhangi bir kurumu yıpratmak değil, kamu güvenliğinin güçlendirilmesi olduğundan sorumlu Bakanlıkların kalıcı ve sürdürülebilir adımlar atmalarını beklemek her şeyden önce bir vatandaş olarak en doğal hakkımızdır. Son olarak şunu belirtmek istiyorum. Olası bir asansör kazasında asansör ünitesi; kazaya kurban giden kişinin sıradan bir vatandaş veya üst düzey bir Bakanlık yetkilisi yahut onun yakını olduğunu gözetmeyecektir.

Son Söz

Asansör güvenliği; teknik yeterlilik, etik sorumluluk, etkin denetim ve güçlü bir kamu iradesinin birlikte çalışmasıyla mümkündür. Bugün geldiğimiz noktada sorun yalnızca bir standart meselesi değil, bir uygulama ve yönetim meselesidir. Güvenlik aksamından projelendirmeye, montajdan bakıma, denetimden yargı süreçlerine kadar uzanan zincirin herhangi bir halkasındaki zafiyet, doğrudan insan hayatına mal olabilmektedir.

Unutulmamalıdır ki asansör kazaları istatistik değildir; her biri bir insan hikâyesidir. Güvenlik kültürü; susarak değil, konuşarak ve çözüm üreterek inşa edilir. Sektörün tüm paydaşlarının, kamu otoritesinin ve sivil toplumun ortak sorumluluk bilinciyle hareket etmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Çünkü asansör, kimin kullandığına bakmaz; güvenlik ya vardır ya yoktur.