Yazar: Ahmet EKELİK
BİRLEŞİN, AMA NASIL?
Sektörde tek çatı altında toplanarak daha kurumsal bir yapıya geçiş beklentisi ile kurulan oluşumları sizler de duymuşsunuzdur. Ülkemizin birçok bölgesinde farklı sayıda firmalar bir araya geldi ve bunu denediler. Bildiğim kadarıyla tamamı başarısız oldu. Peki sorun neydi? Neden başarısız olundu? Düşünce çok güzel olmasına rağmen, sonuç neden başarısızlık olmuştu? Bu yazıda, size bir model önerisinde bulunmak istiyorum.
Öncelikle kendimize bakalım; firmanız 2014/33/AB ile asansör monte eden sınıfında. Peki bunun ne anlama geldiğini ve size hangi sorumlulukları yüklediğini tam olarak biliyor musunuz? Tabii ki hayır. Bildiğinizi zannediyorsunuz. Duymak istediklerinizi size söyleyenleri baştacı ederek ve onları destekleyerek bu rüyanın devam etmesini istiyorsunuz.
Beni uzun zamandır tanıyorsunuz, standartları ve yönetmelikleri referans alan söylemlerimin size itici geldiğinin ve rahatsızlık verdiğinin farkındayım. Bu sektörde değişmesi gereken ben değilim, sizsiniz arkadaşlar. 95/16/AT dönemindeki ciddiyetsiz ve sorumsuz çalışma şeklini 2014/33/AB döneminde inatla sürdürerek asansör kazalarının aşırı derecede artmasını sağladınız. Doğru yolda değilsiniz, standartları ve yönetmelikleri çiğneyerek ancak uçuruma gidersiniz. Firmanıza bir bakın; ait olmadığınız bir yerde/konumda olduğunuzun farkında değil misiniz?
Sektörde yaklaşık ±3100 HYB belgeli “asansör monte eden” yani “bakım, arıza, montaj” firması var.
Hiç düşünmediniz mi? Çok uluslu firmalar ile aynı yasal/teknik statüde olmanıza rağmen, neden onlardan çok çok geride kaldığınızı hiç sorgulamadınız mı?
Tabii ki, küçük bir başlangıç ile büyük başarı hikayeleri yazılabilir. Bu girişimci düşünceye saygı duyuyorum; peki bu başarı hikayesini böyle mi yazacaksınız? Fırsatçı, kolay paranın peşinde kişilerin verdiği uyduruk belgelerle iş yaparak kendinize ve sektöre zarar veriyorsunuz. Çalışmayan güvenlik aksamları ile piyasaya asansör arz ederek ülke insanına nasıl bir kötülük yaptığınızın farkında değil misiniz? Asansör kazalarının aşırı derecede arttığı bu dönemde, artık uyanmanın zamanı gelmedi mi?
Firmaların birleşmesi ve daha kurumsal bir yapıya geçiş yapması kulağa hoş gelen bir söylemdir. Fakat, şunu iyi bilelim, bu kolay bir şey değil. Birleşecek firmalar arasında tam uyum ve senkronizasyonu sağlamak zaman alacaktır. Farklı fikirler ve düşüncelerin havada uçuştuğu bir ortamda bir lider belirlemek ve peşinden gitmek çok zor değil mi?
İşte tam bu noktada CEO ve CTO görevlendirerek tartışmaları bitireceğiz. Ortaklar, yönetim kurulunda etik değerlere bağlı, eşitlik ve izlenebilirlik anlayışını merkeze alan bir strateji ortaya koymalı.
İçinde bulunduğunuz bu kolay para tuzağından çıkarak bunu başarmak zorundasınız. Sektör, rezalet ötesi bir hal aldı. Asansör kazaları sinir bozucu seviyede arttı. Sektörde hiç mi iyi bir şey olmuyor, içimiz karardı diyebilirsiniz. Şu an sektörde gördüğüm en büyük başarı hikayesi, asansör kazalarını ustalıkla gizliyor ve üstünü örtüyor olmanızdır. Kaza istatistikleri tutulmadığı için bu korkunç felaket tablosu görünmez oluyor. Soru şu; asansör kazaları konusunda 3 maymunu oynamaya devam mı edeceksiniz, yoksa çözümün bir parçası mı olacaksınız?
Yazının bundan sonraki kısmında 2 konu başlığımız olacak;
1. Eşit ortaklık modelini anlamak
2. Şirket giderlerini kazanma düşüncesi
"Nedir bu eşit ortaklık modeli?
Nereden çıktı" diyebilirsiniz. Ben uydurdum arkadaşlar. Hani hep “icat çıkarma” derlerdi ya, bende rahat durmadım ve bir icat çıkardım. Sektörde duyduğum benzer projelerin hepsinde aynı sorunu gördüm. Birleşme sonrası yeni firmayı; kim yönetecek, kim hangi konumda görev alacak, benim konumum ne olacak tartışmalarını çok duydum.
"Benim bakım sayım az ama imalatım var, senin imalatın yok ama bakımın fazla, ya da ben montaj ağırlıklı çalışıyorum çok az bakım yapıyorum" gibi farklılıklara takılıp kalıyorsunuz değil mi? Bu yazı, tam bu noktada sorunu çözen bir yaklaşım sunuyor. Farklılıkları eşitliğe dönüştüren bir sistem kuruyoruz.
İlk grafikte yani başlangıçta tüm varlıklarınıza bir değer biçiliyor ve hisse oranınız belirleniyor. İkinci grafikte ilk 2 sıraya odaklanmanızı isteyeceğim. Ali %7 ile Veli %15 hisse oranı ile 2026-H1’de sisteme giriş yapıyor. İlerleyen kar payı dağıtım dönemlerine hisse oranlarının nasıl eşitlendiğine dikkat edin arkadaşlar.
Grafikte Ali ve Veli isimli ortaklar 2028-H2 dönemine geldiğinde %10 hisse oranına ulaşıyorlar. Bu süreçte Ali sadece maaş aldı, Veli ise maaş + kar payı + hisse satışından gelir elde etti. Ortaklar arasında başlangıçta gördüğümüz iyi niyet ve pozitif düşünceleri korumak zorundayız. Farklılıkları eşitliğe dönüştürdüğümüzde, projenin sağlıklı bir şekilde ilerlediğini göreceksiniz.
Şunu çok net yazalım, maddi konularda ve şirketin geleceği hakkında anlaşılır net bir plan ortaya koymadığınız sürece başarılı olamazsınız. Belirsizlik ve bulanık anlatımlar ile yola çıkarsanız %51 başarısız oldunuz demektir.
Gelin şimdi, en önemli 3 konuyu netleştirelim.
1- Her ortak aylık giderleri için Y. Kurulunun belirlediği maaşı alır.
2- Hisseler eşitliği sağlamak için kar payı dağıtılan dönemlerde güncellenir.
3- Ortaklardan oluşan Y. Kurulu CEO ve CTO seçimi yapar ve performansını izler.
Şimdi hemen aklınıza şu soru gelecek, ortaklar ne iş yapacak?
Cevap çok basit; eğer ki CEO, CTO uygun ve yeterli görürse çalışan olarak şirkette görev alabilirsiniz. Bu sayede ikinci bir maaşınız olabilir. Peki, CEO, CTO size aktif görev vermezse ne olacak? Cevap yine çok basit; kendinize yeni bir uğraşı veya iş bulacaksınız bu kadar basit. Temel mantık şu arkadaşlar, firma sahibi olmanız sizi ayrıcalıklı birisi yapmıyor. Sadece bir şirket ortağısınız ve yatırımınızın karşılığını alıyorsunuz. Yetersiz ve başarısız olduğunuz bir konuda görev almanız şirkete büyük zarar vereceği için CEO, CTO size şirkette aktif bir görev vermeyebilir. Amaç şirketin para kazanması ve başarılı olması, bu oluşum sizi eğlendirmek veya patronculuk oynamanız için kurulmadı bunu çok iyi anlamak zorundasınız. Yönetim kurulu üyesi ortaklar, kalite yönetim sisteminin sağlıklı çalışmasını sağlayacak denetimler yapmalı ve izlenebilirliği sağlayan yazılımın en doğru şekilde çalışmasını sağlayacak tedbirler almalıdır.
Eşit ortaklık modelinin özü; kar payı dağıtımı yapılan dönemlerde hisse oranlarını eşitlemeye çalışmasıdır. En düşük hisseye sahip kişi, en fazla hisseye sahip kişiden kazancı ölçeğinde hisse satın alır. Bu her dönem tekrar eder. Hissesi yüksek olan ortaklar, maaş + kar payı + hisse satışından büyük bir getiri elde eder. Bu süreç hisseler eşitlenene kadar devam eder. Hisseler eşitlendiğinde, aynı oranda her ortağın kar payı aldığı dönem başlar. Bu sayede ortaklar arasındaki farklılıklar giderilir ve eşitlik sağlanır. İlk grafikte başlangıç aşamasında ortaklar arasındaki farka dikkat edelim. Her firmanın farklı sayıda bakımı ve ekipmanı var. Haliyle birleşme esnasında ortaya koyduğu varlıkları ve hisseleri farklı olacaktır. İkinci grafikte ise 6 aylık dönemlerde kar payı dağılımı yapıldığı düşüncesi ile örnek bir tablo hazırlanmıştır. Bu rakamlar ve isimler uydurma olduğu için ana fikre odaklanın lütfen. Siz dilerseniz yılda bir defa kar payı dağılımı yapar ve hisse oranlarını yılda 1 defa güncellersiniz. Bu tamamen size kalmış.
Ortakların en önemli görevi, CEO ve CTO seçimi yaparak performansını izlemektir. Gerektiğinde değiştirmek veya ödüllendirmek için. 7223 Sayılı Kanun’da bahsi geçen “izlenebilirlik” kavramı başka bir şey arkadaşlar, bu yazıda bahsettiğim sağlıklı işleyen bir kalite yönetim sistemi ve yazılım ile güçlendirilmiş izlenebilirlik sistemidir. Ortaklar 2014/33/AB’yi ileri seviyede anlamak ve uygulamak zorundadır. Bu bir zorunluluktur neden mi; cevabı çok basit arkadaşım “yönetemezsin” bilmediğin anlamadığın işi yönetemezsin!
Yönetim kurulundaki görevlerinizi rahatlıkla yapmak için geniş bir zamanınız olacak. CEO ve CTO iş yükünüzü hafifleterek size geniş bir zaman kazandıracak. Sizde bu geniş zamanı 2014/33/AB’yi sektördeki ruh hastalarından değil bizzat kendiniz öğrenerek değerlendireceksiniz.
Şimdi geldik en keyifli kısmına, şirket giderlerini kazanmak ve sabit maaşa dönüştürmek.
Her biriniz ayrı ayrı firmalar kurmuş ve şirket giderleri ile boğuşan firma sahiplerisiniz. Çoğu zaman kendi ailenizin ve şirketinizin ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz duruma düşüyorsunuz. Yasal olarak size sunulan şirket kurma hakkı başlangıçta çok masum görünebilir, fakat kurduğunuz firmanın size ve topluma zararlı bir yapıya dönüşmesi sizce de bir tuzak değil midir?
Hayal başka, gerçek başka diyerek kendinize ve topluma hayırlı bir oluşuma yönelmeniz gerektiğini söylemeye çalışıyorum. Şirketlerinizi tamamen kapatın ve şirket giderlerinden kurtulun. Kurduğunuz yeni oluşumda, eşitlik ve izlenebilirlik kavramına daha fazla önem verin. Ego tatmini, patronculuk oyunları gibi düşük seviye ruh hastalıklarına karşı dirençli olun. Bir ortama girdiğinizde; sürekli bardağın boş tarafına bakan “o işler öyle olmaz” diyenlere karşı dikkatli olun. Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil, demesini bilin.
Yazının sonunda çok acil diyerek duyurmak istediğim bir gelişmeler var. Bu yazıyı hazırladığım günlerde ISO 8100’ün son taslağını okuyordum. Kısaca söylemek gerekirse, çok önemli ve büyük değişimler var. Söz konusu belgelendirmeler çok pahalı ve projeler çok uzun zaman alıcı olacak. Daha 3 yıl var diyerek kesinlikle ertelemeyin! ISO 8100’ü okuduğunuzda neden “geç kalmayın” bu sefer karşımızda çok daha zorlu ve ağır bir iş yükü var dediğimi anlayacaksınız. Paranız var biliyorum, maddi güç kısmen bir rahatlık verecektir; fakat bu sefer okyanus geçeceksiniz geminizi ona göre seçin ve hazırlayın diyorum. Üstüne basarak tekrar ediyorum, SIL(fonksiyonel güvenlik) ve CRA (cybersecurity) gibi ISO 8100 ile zorunlu olan yeni projeler “uzun zaman alıcı” olduğu için çok dikkatli olmalısınız.
Diğer bir konu ise, eşit ortaklık modelini daha iyi anlatabilmek için 2 ayrı görsel hazırladım. Bu görsellerdeki amaç, her kar payı dağıtılan dönemlerde hisselerin nasıl güncellendiğini göstermekti. İlerleyen süreçlerde, herkesin eşit ortak olduğunu görsel olarak anlatmak istedim. Görselde bahsi geçen rakamlar ve isimler fikir vermek ve süreci anlatmak içindir. Dilediğiniz gibi değiştirebilir ve geliştirebilirsiniz.
Albert Einstein’ın dediği gibi “Hiçbir sorun onu yaratan bilinç düzeyiyle çözülemez”. İçinde bulunduğunuz bu kısır döngüden çıkmak için ortak aklın işletilmesi bir zorunluluktur. Sektörde 3-5 kişi bir araya geldiğinde veya STK toplantılarında hep aynı sözleri duyuyoruz. Bakanlık şunu yapsın, dernekler bunu yapsın, sektördeki firmalar şöyle davransın; sözleriyle başlayan cümleler kuruyorsunuz. Yeter artık arkadaşlar, kabak tadı verdi bu gereksiz içi boş sözleriniz. Size acı gerçeği söyleyelim artık, hiç kimse sizin için bir şey yapmayacak. Yeterince net mi? Ne demiş, Bob Marley “Mutlu mu olmak istiyorsun? Kimseden bir şey bekleme.”
Hayırlı olması umudu ile bir hayal kurdum, bir icat yaptım ve bu ortaklık modelini sizlere aktarmaya çalıştım. Bu fikrin sahibi ve yazarı olarak üstünde ısrarla durduğum ana fikir; izlenebilirliğin sağlanması ve eşit ortaklık düşüncesinin her koşulda işletilmesidir. Eğer ki, şirket ortakları tüm süreçleri izleyebilir ve izlenebilirliği temel alan bir kalite yönetim sistemi kurulursa başarı gelecektir.



