Yazar: Fikret KIZMAZ

"Gıda Güvencesinin Anahtarı: Devlet Eliyle Üretim"

Gıda, insan hayatının vazgeçilmez bir parçası olmakla birlikte, ulusal ekonomilerin ve toplumsal refahın temelini oluşturan stratejik bir sektördür. Türkiye gibi tarım potansiyeli yüksek bir ülkede, gıda üretiminin yalnızca özel sektör eliyle yürütülmesi yeterli değildir. Devletin de doğrudan gıda üreticisi olarak sektörde yer alması, gıda güvenliğini sağlamanın, sosyal adaleti korumanın ve ekonomik istikrarı sürdürmenin önemli bir aracıdır.

1. Gıda Güvencesi ve Krizlere Karşı Dayanıklılık

Dünya genelinde yaşanan pandemi, savaş, iklim krizi ve ekonomik dalgalanmalar, gıdaya erişimin sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir. Bu tür olağanüstü dönemlerde, özel sektör kâr odaklı hareket ettiğinden, üretimde daralma, fiyatlarda artış ve stokçuluk gibi problemler ortaya çıkabilmektedir. Oysa devlet eliyle yapılan üretim, bu süreçlerde temel gıdaların halkın erişimine sunulmasında bir güvence mekanizması görevi görür.

Türkiye’de bu kapsamda faaliyet gösteren Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), Et ve Süt Kurumu (ESK) ve Tarım Kredi Kooperatifleri gibi kamu kurumları, kriz dönemlerinde piyasaya müdahale ederek fiyatları dengelemiş ve tüketiciyi korumuştur. Ancak bu müdahalelerin daha etkin olabilmesi için üretim kapasitesinin artırılması, yalnızca regülasyon değil, doğrudan üretim yapılması gerekmektedir.

2. Fiyat İstikrarı ve Sosyal Adalet

Özellikle dar gelirli kesimler için temel gıda ürünlerinin erişilebilir fiyatlarda sunulması sosyal adaletin bir gereğidir. Devletin doğrudan üretici olması, piyasada referans fiyat oluşturma, yani fiyatlara yön verme gücünü artırır. Bu da özel sektörün aşırı fiyatlandırma yapmasını engeller ve piyasada rekabetin dengeli işlemesine katkı sağlar.

Örneğin, Et ve Süt Kurumu'nun kendi üretim tesislerinden piyasaya sunduğu kırmızı et, piyasadaki spekülatif fiyat artışlarının önüne geçilmesine yardımcı olmaktadır. Benzer şekilde Tarım Kredi Kooperatifleri'nin kurduğu market zincirleri, devletin üretim ve dağıtım kanallarında daha etkin hale gelmesi gerektiğini göstermektedir.

3. Yerli Üretimin ve Küçük Çiftçinin Desteklenmesi

Devlet eliyle gıda üretimi, aynı zamanda yerli üretimin desteklenmesinde stratejik rol oynar. Büyük tarım işletmeleri dışında, küçük ve orta ölçekli üreticilerin piyasada rekabet edebilmesi için devletin alım garantisi sunması, ortak üretim projelerine destek vermesi ve kooperatifleşmeyi teşvik etmesi büyük önem taşır.

Devlet üretimi sayesinde, çiftçiye sadece üretim aşamasında değil, planlama, girdi temini, satış ve dağıtım aşamalarında da destek verilmiş olur. Bu destek, özellikle kırsal bölgelerde üretimin devamlılığını sağlar, göçü azaltır ve kırsal kalkınmaya katkı sunar.

4. Stratejik Planlama ve Gıda Egemenliği

Devletin üretici olarak gıda zincirine dahil olması, tarım politikalarının daha etkin ve bütüncül bir şekilde planlanmasını sağlar. Hangi ürünlerin, ne kadar üretileceği, hangi bölgede hangi tür tarımın teşvik edileceği gibi kararlar, piyasadaki dengesizlikleri önler. Bu da gıda egemenliği açısından hayati öneme sahiptir; yani ülkenin kendi ihtiyaçlarını dışa bağımlı olmadan karşılayabilmesi mümkün olur.

Sonuç olarak;

Türkiye’de gıda ürünlerinin devlet tarafından da üretilmesi, sadece bir ekonomik tercih değil, aynı zamanda ulusal güvenlik, halk sağlığı ve sosyal adalet açısından zorunlu bir stratejidir. Kamu eliyle üretim, piyasadaki dengesizlikleri önler, kriz dönemlerinde güvenli bir liman oluşturur ve toplumun tüm kesimlerinin sağlıklı, yeterli ve ucuz gıdaya erişimini garanti altına alır. Gelecek için sürdürülebilir ve adil bir gıda sistemi inşa etmek, ancak devletin üretici rolünü güçlendirmesiyle mümkün olacaktır. Teşekkürler…