13 Ocak 2026,BELİRSİZLİKTEN STRATEJİYE: 2025 YATIRIM YILI VE 2026’YA TAŞINAN BEKLENTİLER, Asansor Vizyon Dergisi, Asansör Adına tüm Aradıklarınız Bu Sitede

BELİRSİZLİKTEN STRATEJİYE: 2025 YATIRIM YILI VE 2026’YA TAŞINAN BEKLENTİLER

2025, sayısal sonuçlardan çok hazırlıkların ve pozisyon almanın yılı oldu. 2026'nın ise bu hazırlıkların karşılığının alınacağı, yatırımların reel çıktılara dönüşeceği bir yıl olması bekleniyor.

Türkiye ekonomisi açısından 2025 yılı, klasik anlamda bir büyüme ya da daralma yılı olmaktan ziyade; yatırım kararlarının niteliği, yönü ve zamanlamasıyla öne çıkan bir geçiş dönemi olarak kayda geçti.

Küresel ölçekte devam eden jeopolitik gerilimler, yüksek finansman maliyetleri ve tedarik zincirlerindeki kırılganlıklar; yatırımcıyı hızlı kararlar almaktan çok hesaplı ve uzun vadeli stratejiler geliştirmeye yöneltti.

Bu çerçevede 2025, sayısal sonuçlardan çok hazırlıkların ve pozisyon almanın yılı oldu. 2026'nın ise bu hazırlıkların karşılığının alınacağı, yatırımların reel çıktılara dönüşeceği bir yıl olması bekleniyor.

Nereye ve neye yatırım yapıldı?

2025, Türkiye için yatırım gündeminin tek sesli bir büyüme ritmi değil; daha çok dengeli, hedefli, yönlenmiş bir süreç olarak öne çıktığı bir yıl oldu. Hem kamu hem de özel sektör için öncelik, “büyük hacimli yatırım”dan ziyade doğru alana, sürdürülebilir şekilde yatırım yapmak oldu.

Resmî programlara bakıldığında, merkezi bütçeden ayrılan 1.444,4 milyar TL’lik yatırım ödeneğinin büyük bir kısmı ulaştırma-haberleşme, eğitim ve deprem tedbirleri gibi stratejik kalemlere aktarıldı. Toplamda 14.238 projenin 2025’te yürütülmesi öngörüldü; bu da kaynakların nicelikten çok niteliğe yöneldiğinin sinyali oldu.

Aynı dönemde uluslararası doğrudan yatırım tarafında da dikkat çekici bir artış yaşandı. 2025’in ilk 10 ayında ülkeye giren doğrudan yabancı sermaye 11,6 milyar dolar seviyesine ulaştı; bu tutar bir önceki yıla göre yaklaşık %35’lik bir artışa işaret ediyor. Bu artış, Türkiye’nin yatırım ortamının hala cazip olduğunun göstergesi olarak yorumlanıyor, fakat potansiyelin hâlâ tam olarak kullanılamadığı da vurgulanıyor.

Makroekonomik zemin: Büyüme sürdü, riskler görüldü

Bu yatırım atmosferi, Türkiye’nin genel ekonomik büyüme trendiyle de örtüşüyor. 2025’te Türkiye’nin ekonomik büyümesinin %3,2-3,5 arasında olacağı yönünde çeşitli uluslararası kurumlardan beklentiler var. Moody’s’e göre ülke ekonomisi 2025’te yaklaşık %3,2, 2026’da ise %3,4 büyüme potansiyeline sahip.

Bu orta ölçekteki büyüme, yatırımcıların temkinli davranmasını da açıklıyor: ekonomik genişleme sürerken, aynı zamanda enflasyon ve para politikasına ilişkin belirsizlikler yatırım kararlarında daha dikkatli davranılmasına neden oluyor.

Öte yandan para politikası ve kur tarafındaki dalgalanmalar yatırım ortamını doğrudan etkiliyor. 2025 boyunca enflasyonun yavaşladığı görülürken, Merkez Bankası tarafından yapılan faiz indirimleri piyasada bir rahatlama hissi yaratmaya çalıştı. Ancak yatırımcılar hâlâ makro dengelerdeki hızlı değişime karşı temkinli.

Yatırımlarda coğrafi perspektif

2025 boyunca yatırım anlayışının merkezinde modernizasyon yer aldı. Üretimden lojistiğe, hizmetten altyapıya kadar birçok alanda yatırımlar, büyüklükten ziyade nitelik odaklı ilerledi. Eskiyen sistemlerin yenilenmesi, süreçlerin dijitalleştirilmesi ve insan kaynağına bağımlılığı azaltan çözümler, yatırım gündeminin temelini oluşturdu.

Enerji maliyetlerindeki dalgalanma ise yatırım tercihlerini doğrudan etkiledi. Bu nedenle firmalar, enerji verimliliğini artıran çözümlere yönelirken; aynı zamanda maliyetlerini öngörülebilir hale getirecek sistemlere yatırım yaptı. Bu adımlar, yalnızca bugünü değil, 2026 ve sonrasını da kapsayan bir hazırlık süreci olarak değerlendirildi.

Coğrafi olarak bakıldığında ise 2025 yatırımlarında yakınlık ve erişilebilirlik kavramları öne çıktı. Uzak pazarlarda yüksek risk almak yerine, daha iyi tanınan ve daha hızlı reaksiyon verilebilen bölgeler önceliklendirildi.

Avrupa; yüksek standartları nedeniyle yatırımcıyı zorlayan ancak uzun vadede güçlü getiri sunan bir bölge olarak konumlandı.

Rusya ve Avrasya; alternatif tedarikçi arayışları nedeniyle dikkat çekmeye devam etti. Ancak finansal ve siyasi belirsizlikler, yatırımları kontrollü ve temkinli hale getirdi.

Kuzey Afrika (Fas – Cezayir hattı); hızla gelişen altyapı ve sanayi ihtiyacı, bu bölgeyi cazip kıldı.

Latin Amerika (Brezilya); büyük pazar hacmine sahip olsa da mesafe, lojistik ve operasyonel maliyetler nedeniyle yatırımlar hazırlık aşamasında tutuldu.

2026 beklentileri: Yatırımların karşılık bulacağı yıl

2026’ya girerken yatırım ortamına ilişkin beklentiler artan bir iyimserlikle karışık temkinli değerlendirmeler içeriyor. Ekonomistler, makroekonomik göstergelerdeki stabilizasyon ve küresel belirsizliklerin azalması halinde yatırım iştahının yeniden canlanacağını vurguluyorlar. Türkiye ekonomisinin 2026’da biraz daha istikrarlı bir büyüme göstereceği, aynı zamanda iç talep ve ihracat dinamizminin katkısıyla yatırımların daha net pozitif sinyal vereceği tahmin ediliyor.

Aynı zamanda, yatırımcıların beklediği reform alanları da netleşiyor; dijitalleşme, enerji verimliliği, yeşil dönüşüm projeleri ve yüksek katma değerli üretim gibi alanlar 2026 yatırım gündeminin merkezine yerleşebilir. Özellikle küresel finans çevrelerinden gelen mesajlarda Türkiye’nin yenilenebilir enerji, teknoloji altyapısı ve üretim kapasitesindeki güçlenmenin sürdürülebilir bir yatırım ortamı için önemli olduğunu belirten vurgular dikkat çekiyor.

Türkiye inşaat sektöründe hem durgunluk hem direnç

2025 yılı, Türkiye inşaat sektörü için “yarıştan kopmama” yılı oldu. Ne tam bir patlama ne de derin bir duruş… Sektör, global ekonomik dalgalanmalar, yüksek faiz ortamı ve finansmana erişimdeki sıkıntılara rağmen dayanıklılığını korumaya ve zorlukları aşmaya odaklandı. Yıl boyunca yayımlanan sektörel göstergeler, bir yandan inşaat güven endeksinin düşük seyretmesine rağmen, diğer yandan üretim, konut satışları ve kamu yatırım projeleriyle hareketli dinamiklerin sürdüğünü gösterdi.

Kasım ayı Hazır Beton Endeksi, yılın büyük bölümünde endeks değerlerinin kritik eşik seviyesinin altında kaldığını, son aylarda ise sınırlı bir toparlanma işaret ettiğini ortaya koydu; sektör hâlâ kırılgan ama bir miktar toparlanma sinyali veriyor. 

Güven endeksi göstergeleri de benzer tabloyu işaret ediyor: Kasım ayında inşaat sektörü güveni bir önceki aya göre hafifçe artmış olsa bile hâlâ daha geniş ekonomik güven seviyelerinin gerisinde seyrediyor.

Bu rakamsal göstergeler, sektörün benzeri grafikle risk algısı yüksek bir sarkaçta salındığını gösteriyor; güven zafiyeti sürse de faaliyetler tamamen durmak bir yana devam ediyor. Ekim ayı itibarıyla konut satışlarının 164 binin üzerine çıktığı raporlar, talep tarafında hâlâ canlılık olduğuna işaret ediyor.

Üretim ve gayrimenkul

Sektörde üretim verileri de yıl boyunca pozitif sinyaller verdi. Özellikle bina inşaatları ve konut üretimi ocak–temmuz döneminde artış eğilimi gösterdi.  Bu durum hem iç talebin hem de yatırımcıların konut piyasasına olan ilgisinin sürmekte olduğunu gösteriyor. Ancak bazı göstergeler, altyapı projelerinde ve kamu yatırımlarında yavaşlama sinyalleri verdi. Bu ayrışma, üretim endeksinin detaylı analizlerinde ortaya çıktı.

İnşaat sektöründeki maliyetler ve gelir eğilimleri de farklı bir tablo çizdi: Ciro endeksi yıllık bazda güçlü artarken, üretim artışı daha sınırlı kaldı. Bu dengesizlik, sektörün kârlılık ve maliyet yönetimi konularında hassas bir döneme girdiğinin işareti olarak yorumlanıyor.

İhracat ve uluslararası projeler: İnşaat sektöründe rövanş kimin?

2025 yılı inşaat sektörü için klasik anlamda bir büyüme yılı olmadı; ancak 2026’nın kazananlarını belirleyen bir eleme turu niteliği taşıdı. Küresel ölçekte finansman maliyetleri, kamu bütçelerindeki sıkılaşma ve jeopolitik belirsizlikler; inşaat yatırımlarını daha seçici, daha hedefli ve daha bölgesel hale getirdi. Bu süreçte bazı pazarlar geçici olarak yavaşlarken, bazıları ise adeta rövanş için pozisyon aldı.

Avrupa: Büyük sıçrama değil, sessiz geri dönüş

Avrupa Birliği inşaat sektörü açısından 2025’te yeni proje patlamalarından çok yenileme ve modernizasyon başlıklarıyla öne çıktı. Konut üretimi birçok ülkede yavaşladı; ancak eski yapı stokunun yenilenmesi, enerji verimliliği projeleri ve altyapı iyileştirmeleri sektörün canlı kalmasını sağladı.

Avrupa için asıl rövanş 2026’da bekleniyor. Yeşil mutabakat, kentsel dönüşüm ve altyapı fonlarının yeniden devreye girmesiyle birlikte; yüksek hacimli değil ama yüksek kaliteli projelerin artması öngörülüyor.

Risk, artan yerel yüklenici koruması ve sert regülasyonlar.

Potansiyel, uzun vadeli, düzenli ve hukuki güvencesi yüksek projelerde.

Rusya ve Avrasya: Rövanş var ama bedeli ağır

Rusya ve çevre Avrasya ülkeleri, 2025’te inşaat sektörü açısından hacimsel olarak güçlü ama psikolojik olarak riskli bir pazar sundu. Batılı firmaların çekilmesiyle oluşan boşluk, Türk müteahhitleri için önemli fırsatlar yarattı. Büyük ölçekli altyapı ve sanayi projeleri masada kaldı.

Ancak bu pazarın rövanşı yüksek riskli. Finansal transferler, sigorta süreçleri, tahsilat süreleri ve siyasi belirsizlikler, kârlılığı tehdit ediyor.

Potansiyel, büyük hacimli işler ve düşük rekabet.

 

Risk, ödeme ve sürdürülebilirlik.

Kuzey Afrika (Fas – Cezayir): Sessizce öne çıkan pazar

Fas ve Cezayir, 2025’te inşaat sektörü için belki de en stratejik hazırlık yapılan pazarlar oldu. Hızlı nüfus artışı, konut açığı, altyapı yatırımları ve devlet destekli projeler; bu bölgeyi 2026 için ciddi bir aday haline getirdi.

Bu pazarlarda rövanş güçlü geliyor.

Ancak oyun kuralları net:

• Yerel ortaklık şartı

• Kamu ağırlıklı projeler

• Bürokratik süreçler

Potansiyel, orta vadede yüksek iş hacmi ve sürekli proje akışı.

Risk, mevzuat değişiklikleri ve yerel korumacılık.

Orta Doğu: Seçici büyüme

Orta Doğu inşaat sektörü için 2025’te yeniden şekillenen bir alan oldu. Körfez ülkelerinde mega projeler sürse de yeni ihalelerde daha seçici ve temkinli bir yaklaşım görüldü. Kamu bütçeleri güçlü olsa da proje onay süreçleri uzadı.

2026’da Orta Doğu için rövanş seçici olacak.

• Büyük ama az sayıda proje

• Yüksek teknik yeterlilik beklentisi

• Sert sözleşme şartları

Potansiyel, prestijli ve yüksek bütçeli işler.

Risk, yüksek rekabet ve finansal yükümlülükler.

Latin Amerika (Brezilya): Rövanş uzun vadede

Brezilya inşaat sektörü için 2025’te hâlâ “uzaktan izlenen” bir pazar oldu. Büyük altyapı ihtiyacı ve konut açığına rağmen, mesafe ve maliyetler yatırımları yavaşlattı. Bu pazarın rövanşı 2026’da değil, daha uzun vadede.

Potansiyel, dev ölçekli projeler.

Risk, yüksek lojistik ve uzun geri dönüş süresi.

2025 itibarıyla dünya çapında listelenen Türk müteahhitlik firmalarının sayısı oldukça yüksek seviyelere ulaştı ve Türkiye, firma sayısında dünya ikinci sırada yer aldı. Bu, küresel düzeyde Türkiye inşaatının altyapı projelerinde rekabet gücünü göstergesi olarak okunabilir.

Aynı zamanda Türkiye, Katar, Rusya, Irak, Libya, Kazakistan, Cezayir, Azerbaycan, Suudi Arabistan gibi ülkelerde altyapı ve ticari projelerde daha aktif hale geliyor; bölgesel ortaklıklar ve proje ihaleleri sayesinde uluslararası hacmi artırıyor.

Durgunluğun göstergeleri olarak beton endeksi ve güven seviyeleri

Tüm bu canlı görünüme rağmen sektörün bir yandan durgunluk sinyalleri verdiğini de göz ardı etmemek gerekiyor. Hazır Beton Endeksi yıl boyunca kritik eşik altı değerlerde dolaşırken, özellikle bazı aylarda iyileşmenin çok sınırlı ve kırılgan olduğu değerlendirildi. Bu durum hem imalat tarafındaki talep zayıflığını hem de yeni projelere çekingen bakışı yansıtıyor.

2026: Beklentiler ve yol haritası

2026’ya girerken inşaat sektörü için trendler iki ana eksende şekilleniyor:

1. Kamu ve altyapı yatırımlarında hızlanma: Büyük ölçekli altyapı projeleri, hem ekonomik büyümeyi desteklemek hem de bölgesel entegrasyonu güçlendirmek adına gündemde tutuluyor. Demiryolu projeleri, metro genişlemeleri ve kentsel dönüşüm çalışmaları; sektör için en önemli beklenti kalemleri arasında yer alıyor. Örneğin Gebze–Darıca Metro hattı gibi projelerin 2026 sonuna kadar tamamlanması planlanıyor.

2. Finansman koşullarının rahatlaması ve talep etkisi: Faizlerdeki potansiyel düşüşler ve kredi koşullarının rahatlaması, konut talebini tekrar canlandırabilir. Bu hem iç pazardaki talebi güçlendirir hem de yatırımların hız kazanmasına katkı sağlar.

Uzmanlar, 2026’nın “daha dengeli büyüme” yılı olacağını, sektörde hem iç talep hem de dış piyasa faaliyetlerinin birlikte yürütüleceğini öngörüyor. Bu bağlamda, sürdürülebilir inşaat teknikleri, prefabrikasyon gibi modern yöntemlerin sektörde daha fazla yer bulması bekleniyor.

Pazar bakımından değerlendirildiğinde 2025 verileri ve 2026 beklentileri birlikte okunduğunda tablo netleşiyor:

En dengeli rövanş: Kuzey Afrika (Fas–Cezayir)

En güvenli ama yavaş: Avrupa

En riskli ama hacimli: Rusya

Prestijli ama zor: Orta Doğu

Uzun vadeli oyun: Brezilya

Dünya asansör pazarı:

Genel durum ve eğilimler

Global pazar ölçeği ve büyüme

Dünya genelinde asansör ve yürüyen merdiven pazarı 2025’te yaklaşık 98,7 milyar USD düzeyine ulaştı ve önümüzdeki dönemde de büyümeye devam etmesi bekleniyor. Bazı analizlerde küresel pazarda 2030’a kadar belirgin bir genişleme olduğu tahmin ediliyor.

Küresel pazarda iki temel eğilim öne çıkıyor:

• Yeni asansör kurulumları; ofis, konut ve ticari binalarda kademeli artış,

• Hizmetler segmenti; bakım, yenileme ve modernizasyon, toplam sektörel gelir içinde büyüyen bir paya sahip.

Ayrıca bazı raporlar, küresel piyasanın 2028’e kadar yaklaşık 185 milyar USD’ye ulaşabileceğini gösteriyor ki bu da sektörün uzun vadeli potansiyelini ortaya koyuyor.

Bölgesel fırsatlar ve trendler

Kuzey Amerika ve Avrupa’da yenileme projelerine odaklanılıyor. Örneğin Almanya gibi ülkelerde büyük altyapı ve bina yenileme fonları, asansör yatırım talebini canlandırıyor.

Asya-Pasifik bölgesi halen yeni kurulum hacminin en büyük kısmını oluştururken Afrika ve Orta Doğu’da hızlı kentleşme ve altyapı yatırımları asansör talebini arttırıyor.

Sonuç olarak dünya pazarında:

2025 yılı, dünya asansör sektörü için yenileme ve modernizasyon yılı olarak öne çıktı.

Öne çıkan küresel dinamikler:

• Mevcut asansörlerin modernizasyonu, yeni kurulumların önüne geçti

• Enerji verimli motorlar, rejeneratif sistemler standart hâle geldi

• Dijital izleme, uzaktan bakım, IoT tabanlı çözümler yaygınlaştı

• Güvenlik regülasyonları sertleşti

Özellikle Avrupa pazarında “asansör yenileme planları” orta vadede 5–10 yıla yayılan büyük programlara dönüştü.

Türk asansör sektöründe niteliksel dönüşüm öne çıkıyor

2025’in ilk yarısında Türk asansör sektörü ihracatı, toplam 129,7 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu tutar, 2024’ün aynı dönemine kıyasla yaklaşık %19’luk bir gerilemeyi işaret ediyor.

Ancak burada önemli bir ayrım dikkat çekiyor: “Miktar (kg) bazında artış yerine, kilogram başına ihracat değerindeki artış sektörün daha katma değerli ürünlere yöneldiğini gösteriyor. Bu da sektörde hacim yerine kalite stratejisinin önceliklendiğinin somut bir göstergesi.”

Sektörün son iki yıllık gelişimi olarak 2023-2025 yılı arasındaki kıyas farkıyla incelendiğinde 2024 yılının Ocak–Haziran döneminde sektör yaklaşık 162 milyon dolar ihracat gerçekleştirmişti; bu da 2023’ün aynı dönemine göre gerilemeyle birlikte nispeten yüksek bir hacim anlamına geliyordu.

2025’te ise sektör toplam 129,7 milyon dolar seviyesinde gerçekleşen ihracatla geçen yıla göre düşüş yaşadıysa da bu sadece hacimsel bir düşüşten öte stratejik bir dönüşümü işaret ediyor:

2024’te hacim düşüşü: toplam ihracatta düşüşle birlikte paket ve komponent ihracatında azalma vardı.

2025’te nitelik artışı: kilogram başına değer artışı, sektörün artık katma değerli ürünlere odaklandığını gösteriyor.

Bu nedenle 2025’in ilk yarısı “daha az ama daha değerli ürünler” odaklı bir dış ticaret performansı olarak okunmalı.

Ek olarak 2025’in ilk yarısında sektörün ithalatı da artış gösterdi. Özellikle yüksek teknoloji içeren komponentlerde gözlemlenen artış, sektörün iç talep ve ileri üretim kapasitesini güçlendirdiğini gösteriyor. Bu durum, aynı zamanda Türk asansör sektörünün sadece yurt dışına satış değil, üretim seviyesi ve üretim teknolojisini yükseltme eğilimine işaret ediyor.

Asansör sektörü pazar dağılımı: Stratejik değişim ve öncelikler

Asansör pazarı ihracat verilerinde 2025’in ilk yarısında ihracat yapılan ülkeler içinde öne çıkanlar şöyle:

Rusya: 13,6 milyon dolar ile en yüksek ihracat piyasası konumunda.

Cezayir: 12,3 milyon dolar civarında ihracatla ikinci sırada.

Mısır: 7,1 milyon dolar civarıyla üçüncü sırada yer aldı.

Mısır gibi pazarlar kilogram bazında yüksek hacim talep eden bölge konumundayken, Rusya ve Cezayir gibi pazarlar daha yüksek birim değerli, katma değerli ürünlere olan talebi artırıyor. Bu ülke dağılımı, Türk asansör sektörünün artık sadece “ucuz hacim” odaklı değil, yatırımcı ve mühendislik değeri yüksek ürünleri öncelendiren bir ihracat profili oluşturduğunu gösteriyor.

2025: Beklenen yıl mı, gerçekleşen dönüşüm mü?

2024 sonunda sektör paydaşlarının genel değerlendirmesi, 2025’in “büyüme ve değişim yılı” olacağı yönündeydi. Türkiye Asansör Sanayicileri Federasyonu (TASFED) Genel Başkanı Cem Bozdağ da 2025’i bu perspektifle tanımlamıştı; sektörün montaj gücünü ve paket üretimini güçlendirerek ihracatta yükselişi sürdüreceği vurgulanmıştı.

Ancak yılın ilk yarısında açıklanan ihracat verileri bunun yalnızca bir parçasını doğruladı. Toplam ihracat 129,7 milyon dolar seviyesinde gerçekleşirken, bu rakam 2024’ün aynı dönemine göre yaklaşık %19 düşüş gösterdi.

 

Bu gerileme, sektörün sadece miktar odaklı değil; stratejik ürün kalitesi, mühendislik değeri ve katma değerli üretim öncelikli bir rota izlediğinin göstergesi oldu. Kilogram başına ihracat değerinin artması da bu dönüşümün açık işareti.

Avrupa pazarı: Bir yandan fırsat, diğer yandan zorluk

Avrupa pazarı 2025’in başında asansör sektörü için hem büyük beklentiler hem de önemli riskler taşıyordu. Avrupa’da yeni kurulum projeleri sınırlı seyrederken, **yenileme ve modernizasyon pazarlarının daha dinamik olması **bekleniyordu. Global raporlar temel ürün pazarında yıllık büyümenin sınırlı – yaklaşık %2,5 civarında – olacağı öngörülüyordu.

2025 yılında Avrupa ile Türkiye arasındaki endüstriyel dekarbonizasyon ve inovasyon politikaları üzerine işbirliğinin derinleştirilmesi için AB ile yüksek düzeyli görüşmeler yapıldı. Bu çerçevede Türkiye, sanayi sektöründe sıfır karbon dönüşümü ve temiz üretim sistemlerine entegrasyon gibi alanlarda ortak çalışmalar yürütme iradesi ortaya koydu. Bu yaklaşım, SKDM hedefleriyle uyumlu yeni üretim ve ticaret modellerinin kapısını açıyor.

Avrupa pazarı hâlâ kaliteli, sertifikasyonuna uyumlu ürünlere açık olmasına rağmen; rekabetin yoğunluğu, yüksek kalite standartları ve sertifikasyon gereksinimleri Türk firmaları için hem fırsat hem de maliyet unsuru olmaya devam ediyor. Bu durum, 2025’in ihracat verilerindeki nitelik odaklı dönüşümü kısmen açıklıyor.

SKDM (Sıfır Karbon) & ETS etkisinin rolü

2025 itibarıyla Türkiye’nin karbon piyasası ve emisyon ticaret sistemi (ETS) pilot çalışmalarını başlatma hazırlığı sürüyordu. ETS’nin 2027-2034 döneminde tam kapsamlı uygulanması planlansa da 2025 pilot sürecine hazırlık aşaması, endüstriyel karbon ayak izi ve sürdürülebilir üretim pratiklerini tüm imalat sektörlerine, dolayısıyla asansör üretimine de entegre etmeyi zorunlu hale getiren bir gündem yarattı.

Bu durum, 2025 yatırım stratejilerinde ileri teknoloji, enerji verimliliği ve çevre dostu üretim süreçlerinin daha belirgin bir yere gelmesine neden oldu. SKDM politikaları, özellikle Avrupa pazarında yeşil sertifikasyon ve karbon maliyetlerini minimize eden üretim sistemlerine erişim açısından kritik rol oynuyor.

Rusya: Yenileme beklentileri ve yeniden konumlanma

Rusya pazarındaki talep, 2025’te yine dikkat çekici bir konumdaydı. Türkiye’den Rusya’ya asansör komponentleri, kontrol panelleri ve modüller yoğun şekilde ihraç edilmeye devam ediyor.

Rusya’da asansör modernizasyonu pazarının büyüme beklentileri daha önce yüksek tutuluyordu. Ancak bu planların bazı bölümlerde yenileme projelerinin ötelenmesi veya uzatılması, pazarda talep zamanlamasını etkiledi. Örneğin bazı belediyeler ve tesisler modernizasyon projelerini 2025’ten öteye uzatma kararı aldı; bu da kısa vadeli ihracat hacmini daraltan bir etki yarattı. (Yineleme planlarının uzatıldığına dair sektör kaynaklı değerlendirmeler mevcut, bağlamsal destek için genelde yayınlanan modernizasyon raporları incelenebilir.)

Rusya pazarı hâlen yüksek potansiyele sahip ancak aynı zamanda yüksek belirsizlikler içeriyor. Bu nedenle yatırımlar genellikle kontrollü, paydaş ortaklıkları ve montaj/servis hizmetleriyle sürdürülüyor.

Kuzey Afrika & Orta Doğu: Hacimsel talep ve büyüme dinamikleri

Kuzey Afrika’da özellikle Cezayir ve Mısır pazarları 2025’in ihracat dağılımında öne çıktı. Rusya liderliğindeki ilk ihracat gelirlerine yakın olurken, Cezayir ve Mısır gibi ülkeler yoğun hacim talebiyle dikkat çekti.

Bu bölgelerde yatırımlar daha çok yerel distribütörlük ağlarının genişletilmesi, montaj-servis altyapısı kurulması ve fiyat-performans dengesi üzerine odaklandı. 2026’da burada talep artışının toplu konut ve yeni inşaat projeleriyle birlikte geleneksel ürün hacmini canlandırması bekleniyor.

Sonuç olarak

2025 yılı Türkiye asansör sektörü açısından denge ve dönüşüm yılı olmuştur.

Sektörün temel dinamikleri:

• Yeni kurulumlarda sınırlı büyüme

• Bakım, modernizasyon ve yenileme işlerinde artış

• İhracat pazarlarında çeşitlenme

• Avrupa pazarında regülasyon baskısı

• Afrika, Orta Doğu ve Avrasya’da fırsatlar

Türkiye, üretim kabiliyeti, esnek tedarik zinciri ve rekabetçi fiyat avantajı sayesinde küresel pazarda konumunu korumuştur.

 

2026 beklentileri: Yatırımların ihracata dönüşeceği yıl

2025 yılı, Türk asansör sektörü için sadece ihracat verilerinin konuşulduğu bir dönem olmadı; aynı zamanda yatırımların yönünü yeniden şekillendiren, kalite ve teknoloji odaklı bir dönüşüm süreci olarak kayda geçti. Sektör, uluslararası pazardaki rekabet koşulları ve artan talepler doğrultusunda üretimini, ürün gamını ve teknolojisini güçlendirmeye yönelik bir yatırım stratejisi izledi.

 

2025’te sektörün yatırım stratejisinin merkezinde üç temel tema yer aldı:

Katma değerli ürünlere olan yoğunluğun artması. Sektörün ihracatındaki niteliksel dönüşüm, kilogram başına artan ihracat değeri doğrudan yatırımların odağını belirledi. Türk üreticiler, yüksek mühendislik içeren ürünler, özel tip asansör çözümleri (örneğin yüksek hızlı, yüksek katlı yapı asansörleri, akıllı kontrol sistemleri) gibi daha yüksek katma değerli segmentlere odaklandı. Bu segmentler, geleneksel standart asansörlere göre hem daha yüksek fiyatla satılıyor hem de ihracat pazarlarında talebi sürdürüyor.

Bu stratejik karar, 2025’in ilk 6 aylık ihracat verilerinde meydana gelen toplam değer düşüşüne rağmen kilogram başına ihracat değerinin artmasına doğrudan yansıdı.

2025 yatırım ajandasında yer alan bir başka husus, teknoloji altyapısı ve uluslararası sertifikasyon süreçleriydi. Avrupa pazarının yüksek kalite beklentileri ve çeşitli bölgesel standartlar, firmaları sadece ürün geliştirmeye değil aynı zamanda belgelendirme süreçlerini hızlandırmaya yöneltti. Bu da ihracatın nitelikli ülkelerde daha güçlü bir performans göstermesine katkı sağladı.

Ek olarak yıl boyunca sektör, üretim altyapısında dijital dönüşüm ve otomasyon yatırımlarını artırdı. Bu yatırımlar, maliyet etkinliğini yükseltirken, ürün kalitesini artırmaya ve teslim sürelerini kısaltmaya yönelik olarak planlandı.

Sektör için 2025 yatırımları ile ihracat performansı şu risk ve fırsatları öne çıkardı:

Potansiyel ve avantajlar

Katma değerli ürün ihracatı: Birim fiyatların artması, sektörün uluslararası arenada rekabet gücünü yükseltiyor.

Teknoloji yatırımları: Avrupa gibi yüksek beklentili pazarlarda sertifikasyon ve kalite standartlarına uyum, pazar payını artırabilir.

Dağıtım ve servis ağları: Rusya ve Kuzey Afrika gibi bölgelere yapılan saha yatırımları, uzun vadeli müşteri ilişkilerini güçlendiriyor.

Riskler

Küresel ekonomik belirsizlik: Dolar/TL dalgalanmaları, girdi maliyetleri ve kredi koşulları, yatırım geri dönüşlerini etkileyebilir.

Siyasi risk: Özellikle Rusya gibi yüksek riskli pazarlarda sürdürülebilirlik konusu.

Volatilite: Mısır ve benzeri pazarlar, talep dalgalanmalarına açık.

Türkiye’nin rekabet avantajı

Türkiye’nin asansör ihracatındaki başarısının arkasında;

• Yetenekli üretici ağı

• Rekabetçi üretim maliyeti

• Stratejik coğrafi konum

• Esnek tedarik zinciri

gibi faktörler bulunuyor. Bu avantajlar, sektörün özellikle Avrupa, Ortadoğu ve Afrika’daki büyüme fırsatlarını değerlendirmesine olanak sağlıyor.

Sektörel dinamikler ve yapısal değişimler - Modernizasyon ve hizmetler segmentinin gücü

Hem küresel hem de Türkiye pazarında en hızlı büyüyen segment, mevcut sistemlerin modernizasyonu, bakım ve dijital hizmetler. Dünya lideri üreticiler, bu alanda sipariş artışı bildiriyor; örneğin Otis, modernizasyon siparişlerindeki yükseliş sayesinde gelirlerini artırdığını ilan etti.

Bu eğilim, özellikle yeni bina yatırımlarının yavaşladığı piyasalarda sektöre sürdürülebilir gelir akışı sağlıyor.

Teknoloji ve dijitalleşme

Asansör üreticileri;

• IoT destekli izleme sistemleri,

• Enerji geri kazanım teknolojileri,

• Bulut tabanlı servis çözümleri

gibi teknolojilere yatırım yapmaktadır.

Bu trendler, hem operasyonel verimliliği arttırıyor hem de yurtdışı pazarlarda rekabet gücünü yükseltiyor.

2026 Öngörüleri: Stratejik perspektif - Dünya pazarında beklenen gelişmeler

Dünya asansör pazarı, genel ekonomik toparlanma ve altyapı yatırımlarının yeniden hız kazanması ile birlikte 2026’da büyümesini sürdürecek.

Özellikle:

• Akıllı bina projeleri

• Kentsel dönüşüm odaklı asansör yatırımları

• Yaşlanan stokun modernizasyonu

artan talep oluşturacak.

Bu durum, hem yeni kurulum hem de hizmet segmentinde büyümeye yol açacaktır.

Türkiye’nin stratejik hedefleri

Türkiye asansör sektörü için 2026’da öne çıkması beklenen fırsatlar şunlardır:

• İhracatta Avrupa ve Ortadoğu ağırlığının artırılması

• Katma değerli ürün ihracatı

• Hizmet ve bakım segmentinde yeni gelir modelleri

• Dijital servis altyapıları

• Türkiye’nin dış ticarette güçlü bir oyuncu olarak konumunu koruması, sektörel regülasyon ve kalite standartlarına uyum ile desteklenecektir.

Türkiye asansör sektörü (2026) iç piyasada beklenen gelişmeler:

• Kentsel dönüşüm projelerinde ivme

• Deprem yönetmeliği odaklı yenilemeler

• Kamu projelerinde yeni ihale dalgası

• Asansör modernizasyon pazarının büyümesi

Türkiye asansör sektörü için 2026, büyümenin geri döndüğü ancak seçici olduğu bir yıl olacaktır.

ÖZETLE...

• 2025'te yeni kurulumlar sınırlı kalırken, modernizasyon, yenileme ve bakım yatırımları sektörün ana taşıyıcısı haline geldi.

• Türk asansör üreticileri 2025’te ‘daha az ama daha değerli ürün’ stratejisini yatırım ajandasının merkezine aldı.

• Asansör yatırımlarında otomasyon, IoT tabanlı izleme sistemleri ve uzaktan bakım çözümleri ön plana çıktı.

• Enerji verimli motorlar, rejeneratif sistemler ve düşük karbonlu üretim süreçleri yatırım tercihlerinde belirleyici oldu.

• Avrupa’da yeni kurulumdan çok, asansör yenileme ve modernizasyon projeleri yatırımın ana ekseni oldu.

• Rusya ve Avrasya pazarlarında yatırımlar hacimli fakat temkinli; servis, montaj ve yerel iş birlikleriyle ilerledi.

•  Kuzey Afrika (Cezayir–Mısır hattı), asansör sektöründe hem hacim hem süreklilik açısından stratejik yatırım alanı olarak öne çıktı.

• Orta Doğu’da yatırımlar az ama yüksek teknik yeterlilik gerektiren projelere odaklandı.

• İnşaat sektöründeki durgunluğa rağmen, kentsel dönüşüm ve deprem odaklı yenilemeler asansör talebini canlı tuttu.

• Konut satışlarındaki devam eden hareketlilik, yeni kurulumlardan çok mevcut binalarda asansör yenileme ihtiyacını artırdı.