"ISO 8100 dünyayı tek pazara dönüştürmüyor, ama kapı sayısını azaltıyor"
AH&MET Asansör, ISO 8100 geçişini yalnızca bir sertifika yenileme süreci olarak değil; ürün gamının, teknik dokümantasyonun ve ihracat stratejisinin yeniden ele alınmasını gerektiren kapsamlı bir dönüşüm olarak değerlendiriyor.
Asansör Vizyon, ISO 8100 geçişinin ihracatçı Türk firmalarına etkilerini AH&MET Asansör Ar-Ge Uzmanı ve Endüstriyel Tasarımcı Mücahit Madenci ile konuştu. Röportajda farklı ülkelerdeki standardizasyon rejimlerinin üretici üzerindeki yükünden yeni belgelendirme maliyetlerine, çoklu standartla üretim riskinden Türkiye’nin komponent üretim gücüne kadar geçiş sürecinin kritik başlıkları ele alındı.
Madenci’ye göre ISO 8100, kısa vadede üreticilere yeni test ve belgelendirme maliyetleri getirecek. Ancak ortak teknik dilin yaygınlaşmasıyla birlikte ürün varyantlarının azalması, teknik dosyaların sadeleşmesi ve Türk üreticilerin farklı pazarlara daha kolay ulaşması mümkün olabilir.
Bugün ihracat yaparken kaç farklı standardizasyon rejimine göre ürün hazırlamak zorunda kalıyorsunuz? Bunun üreticiye maliyeti nedir?
Fiilen dört ayrı düzlemde çalışıyoruz. Avrupa Birliği ve AB mevzuatına atıf yapan pazarlar için EN 81-20/50, Körfez bölgesinde GSO şartları, Bağımsız Devletler Topluluğu pazarında TR CU 011/2011 ve bunların üzerine de projelere özgü teknik şartnameler geliyor.
Paket asansör üreticisi açısından bunun etkisi daha büyük. Çünkü iş modelimizin temelinde standardizasyon var. Ürün ne kadar standartlaştırılabilirse maliyet de o kadar kontrol altında tutulabiliyor. Rejim sayısı arttığında aynı ürünün farklı versiyonlarını, farklı ürün ağaçlarını, montaj ve kullanma kılavuzlarını hatta zaman zaman farklı komponent tedarikçilerini yönetmek zorunda kalıyorsunuz.
Bu maliyet doğrudan ürün fiyatında görünmüyor; mühendislik saatlerinde, dokümantasyonda, stok yönetiminde ve sertifika yenileme bütçelerinde birikiyor. Proje kapasitemizin önemli bir bölümü yeni ürün geliştirmek yerine mevcut ürünü farklı pazarların teknik diline uyarlamak için kullanılıyor.
ISO 8100 bu çoklu yapı içerisinde üreticinin işini kolaylaştırabilir mi?
Kesinlikle bir sadeleşme potansiyeli var, ancak bunun kademeli gerçekleşeceğini düşünüyoruz.
ISO 8100-1 ve 8100-2’nin EN sürümleriyle ortak teknik içerik üzerinden ilerlemesi bizim açımızdan çok önemli. Çünkü ihracatta en fazla zaman kaybettiren konulardan biri, aynı teknik gerçeği farklı standartların diliyle tekrar tekrar kanıtlamak.
Hedefimiz, ortak bir teknik dosya gövdesi oluşturup ülkeye özel gereklilikleri bunun üzerine ekleyebilmek. Bunu “tek ürün, tek doğrulama seti, çok pazar” şeklinde özetleyebiliriz.
Ancak burada önemli bir ayrım var: Standartların yakınlaşması, mevzuatların tamamen tekleşeceği anlamına gelmiyor. Deprem şartları, bina özellikleri, şebeke gerilimleri, yangın senaryoları, yerel onay süreçleri ve dil zorunlulukları devam edecek. Dolayısıyla ülkeye özel varyantlar tamamen ortadan kalkmayacak ancak önemli ölçüde azalabilir.
Müşteriler ISO 8100’a uygun ürünleri sormaya başladı mı?
Henüz güçlü bir müşteri talebinden söz etmek zor. Sahadaki genel farkındalık düşük ve birçok müşteri standardın yayımlandığının dahi farkında değil.
Sorular daha çok Avrupa Birliği tarafında geliyor. Özellikle teslim tarihi ileriki yıllara uzanan projelerde teklif aşamasında hangi standarda göre belgelendirme yapılacağı sorulmaya başlandı.
AB dışındaki pazarlarda ise şartnamelerin önemli bölümü hâlâ eski standartlara atıf yapıyor.
Dolayısıyla bugün ISO 8100 hareketliliğinin müşteriden çok sektörün kendi içinde başladığını söyleyebiliriz. Üreticiler, komponent tedarikçileri ve belgelendirme tarafı birbirine “Hazırlık ne durumda?” diye soruyor. Biz hazırlığı müşteri talep etmeden önce tamamlamanın daha doğru olduğunu düşünüyoruz.
ISO 8100 Türk üreticilerin Avrupa dışındaki pazarlara açılmasını kolaylaştırabilir mi?
Belirli coğrafyalarda evet.
Doğrudan ISO’ya atıf yapan veya ulusal mevzuatını ISO standartları üzerine kuran ülkelerde Türk üreticilerin işi kolaylaşacaktır. Körfez, Kuzey Afrika, Güneydoğu Asya ve Güney Amerika’nın bazı pazarlarında bunun avantajını görebiliriz.
Bugüne kadar bazı pazarlarda “EN’e uygundur” dediğinizde bunun Avrupa’ya özgü bir gereklilik olduğu algısıyla karşılaşabiliyordunuz. “ISO’ya uygundur” ifadesi ise daha küresel bir teknik karşılık taşıyor.
Buna karşılık Kuzey Amerika’nın ASME A17.1/CSA B44 sistemi veya Çin’in kendi ulusal düzenlemeleri kısa vadede ayrı kalmaya devam edecektir.
Yani ISO 8100 dünyayı tek kapıya indirmiyor; ancak kapı sayısını azaltıyor. Paket ürün ihracatı yapan üretici açısından bu bile önemli bir kazanım.
“Fatura önce gelecek,f ayda sonra”
Küresel standardizasyon ilk aşamada üreticilere yeni maliyetler getirecek mi?
Evet. İlk etapta ek test, belgelendirme ve mühendislik maliyetleri oluşacak.
Mevcut belgelerin gözden geçirilmesi, yeni test raporlarının hazırlanması, hesap dosyalarının güncellenmesi, kullanım ve montaj kılavuzlarının revize edilmesi ve teknik dosyaların yeni gerekliliklere göre düzenlenmesi gerekecek.
Burada sektör açısından asıl darboğazın yalnızca maliyet olacağını düşünmüyorum. Akredite test ve belgelendirme kapasitesi çok daha kritik hale gelebilir. Çünkü çok sayıda firma aynı dönem içerisinde benzer doğrulama süreçlerini tamamlamak isteyecek.
Kısacası bu dönüşümde fatura önce gelecek, fayda daha sonra ortaya çıkacak. Bu nedenle geçiş maliyetlerinin şimdiden bütçelenmesi gerekiyor.
Siz hazırlıklara nereden başladınız?
Mevcut EN 81-20/50 gereklilikleriyle ISO 8100-1/-2 hükümlerini karşılaştıran bir çalışma oluşturduk. Mevcut doğrulama kayıtlarımızı da bu karşılaştırmaya dâhil ettik.
Önceliği güvenlik aksamlarına verdik. Paraşüt freni, hız regülatörü, kapı kilitleme tertibatı, tamponlar ve kontrolsüz hareket koruması gibi alanlardan başladık.
Ardından kuyu dibi ve kuyu başı kaçış hacimleri, bakım ve revizyon senaryoları, otomatik kurtarma ve acil durum çalışmaları gibi konulara geçtik.
Buradaki önemli nokta şu: Biz ISO 8100 geçişini yalnızca “sertifikaları yenileme” işi olarak görmüyoruz. Bunu ürün gamının yeniden tasarım gözden geçirmesi olarak ele alıyoruz.
ISO 8100, çoklu standart yükünü azaltabilir
Türk asansör üreticileri bugün Avrupa’dan Körfez’e, BDT ülkelerinden proje özelindeki teknik şartnamelere kadar farklı standardizasyon rejimlerini aynı anda yönetmek zorunda kalıyor. ISO 8100’un yaygınlaşması, ortak bir teknik dosya ve doğrulama altyapısı üzerinden farklı pazarlara ürün sunulmasını kolaylaştırarak ürün varyantlarını, dokümantasyon yükünü ve mühendislik maliyetlerini azaltabilir.
Geçişin ilk etkisi maliyet olacak
Yeni standarda uyum sürecinde testlerin yenilenmesi, teknik dosyaların güncellenmesi, kılavuzların revize edilmesi ve yeni belgelendirme süreçlerinin yürütülmesi üreticiler açısından ek maliyet yaratacak. Bunun yanında aynı dönemde çok sayıda firmanın belgelendirme talebinde bulunması, laboratuvar ve akredite kuruluş kapasitesini de geçişin kritik başlıklarından biri haline getirebilir.
Geçiş döneminin riski: Aynı fabrikada iki standart
Ülkelerin ISO 8100’ü farklı zamanlarda benimsemesi üreticilerin bir süre iki standardı birlikte yönetmesine neden olacak mı?
Bunun kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum.
Bir tarafta yeni standarda göre hazırlanması gereken projeler, diğer tarafta hâlâ eski standarda atıf yapan şartnameler olacak. Aynı fabrikada aynı dönemde iki farklı gereklilik setiyle üretim yapmak kalite yönetimi açısından önemli bir risk.
Çünkü hata her zaman teknik bilgisizlikten çıkmıyor; bazen sistemlerin birbirine karışmasından çıkıyor.
Bu nedenle tasarımı mümkün olduğunca en yüksek gerekliliğe göre oluşturuyor ve ürünleri parametrik konfigürasyonlarla yönetiyoruz. Böylece pazar değiştiğinde bütün projeyi yeniden tasarlamak yerine ilgili parametreleri değiştiriyoruz.
Paket asansör üretiminde varyant sayısının kontrol edilmesi çok önemli; aksi durumda ürün çeşitliliği üretimin kendisini zorlaştırabiliyor.
İhracatçı açısından en büyük risk hangisi: teknik değişiklikler mi, belgelendirme mi, yoksa ülkelerin standartları farklı yorumlaması mı?
Teknik değişiklik bizim en az endişe duyduğumuz konu. Gereklilik netse mühendislik çözümünü üretirsiniz.
Belgelendirme takvimi daha büyük bir risk çünkü süreç tamamen üreticinin kontrolünde değil. Laboratuvar kapasitesi, belgelendirme kuruluşlarının takvimi ve resmî geçiş tarihleri devreye giriyor.
Fakat asıl risk, aynı teknik metnin farklı ülkelerde farklı uygulanması.
Sahada bazen aynı ürün için bir ülkede mevcut belge yeterli görülürken başka bir ülkede ilave deney talep edilebiliyor. ISO 8100’ün önemli faydalarından birinin teknik dili ortaklaştırarak bu yorum farklılıklarını azaltması olacağını düşünüyorum.
Yeni ürünlerde başlangıç noktası artık ISO 8100
Yeni ürünlerinizi EN 81-20/50’ye göre mi, ISO 8100’a göre mi geliştiriyorsunuz?
Yeni ürün ve platform çalışmalarımızın başlangıç noktasını ISO 8100-1/-2 olarak belirledik.
EN 81-20/50'yi artık yeni tasarımın başlangıç noktası olarak değil, gerektiğinde yönetilecek geriye dönük bir uyumluluk katmanı şeklinde değerlendiriyoruz.
En önemli risklerden biri çift standartlı üretim
Ülkelerin ISO 8100’a farklı tarihlerde geçmesi, üreticilerin bir süre eski ve yeni gereklilikleri aynı fabrikada birlikte yönetmesini gerektirebilir. Bu durum yalnızca maliyeti değil; ürün konfigürasyonu, kalite yönetimi ve üretim hatası riskini de artırıyor. Bu nedenle parametrik ürün tasarımı ve varyantların kontrollü yönetilmesi geçiş döneminde daha fazla önem kazanacak.
Yeni ürünlerde tasarımın başlangıç noktası değişiyor
Geçişe hazırlanan üreticiler açısından ISO 8100 yalnızca mevcut sertifikaların yenilenmesi anlamına gelmiyor. Yeni ürün ve platformların doğrudan yeni standardın gereklilikleri dikkate alınarak geliştirilmesi, daha sonra yapılacak kapsamlı tasarım değişikliklerinin önüne geçebilir. Böylece standart değişimi ürün gamının yeniden değerlendirilmesi için de bir fırsata dönüşebilir.
Çünkü eski standarda göre ürün geliştirip daha sonra yeni gerekliliklere uyarlamak özellikle paket asansörde çok daha maliyetli olabiliyor. Kuyu geometrileri, kaçış hacimleri veya güvenlik tertibatlarının yerleşimi gibi konular ürünün temel yapısını etkiliyor.
Bu nedenle geçiş sürecini yalnızca bir uyum zorunluluğu değil, ürün gamını yenilemek için bir fırsat olarak görüyoruz.
Yeni standardın maliyeti müşteriye yansıtılabilecek mi?
İlk dönemde maliyetin önemli kısmının üreticinin üzerinde kalacağını düşünüyorum.
Proje bazlı, mühendislik ağırlıklı işlerde müşteriye neden ek maliyet oluştuğunu anlatmak mümkün. Ancak fiyat rekabetinin güçlü olduğu paket ürün segmentinde bunu tamamen satış fiyatına aktarmak kolay değil.
Ayrıca belgelendirme giderleri büyük ölçüde sabit maliyet. Yüksek üretim adedine sahip bir firmayla daha düşük adet üreten bir firmanın aynı sertifikasyon giderini karşılamasının ekonomik etkisi aynı olmuyor. Bu nedenle geçiş özellikle küçük ve orta ölçekli üreticileri daha fazla etkileyebilir.
Biz maliyeti yalnızca fiyatlara yansıtmak yerine aynı süreç içerisinde parça sayısını azaltacak ve montaj sürelerini kısaltacak tasarım iyileştirmeleri yapmaya çalışıyoruz. Böylece zorunlu bir harcamayı ürünün geliştirilmesine dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Türkiye’nin gücü: Komponent üretim altyapısı
ISO 8100 Türkiye açısından rekabet avantajı yaratabilir mi?
Türkiye'nin en önemli avantajlarından biri güçlü komponent üretim altyapısı.
Bir asansörün makinesinden kabinine, kapısından rayına ve kumanda sistemlerine kadar çok sayıda bileşen Türkiye'de üretilebiliyor. Özellikle Konya gibi üretimin yoğunlaştığı merkezlerde tedarikçi ile üretici arasındaki mesafenin kısa olması tasarım değişikliklerinin çok hızlı hayata geçirilmesine imkân veriyor.
Ancak bu avantajın devam edebilmesi için komponent üreticilerinin de yeni standarda göre belgelendirme süreçlerini zamanında tamamlaması gerekiyor.
Bir güvenlik aksamının belgesindeki gecikme, yalnızca komponent üreticisini değil, o komponenti kullanan bütün asansörün teknik dosyasını etkileyebilir.
Türkiye'nin avantajı güçlü komponent sanayisi
Türkiye’nin makineden kabine, kapıdan raya ve kumanda sistemlerine kadar geniş bir komponent üretim altyapısına sahip olması ISO 8100 dönüşümünde önemli bir avantaj oluşturuyor. Ancak bu avantajın sürdürülebilmesi, yalnızca paket asansör üreticilerinin değil, güvenlik aksamı ve komponent sağlayan bütün tedarik zincirinin yeni belgelendirme süreçlerine zamanında hazırlanmasına bağlı.
Standarda uyum tek başına rekabet için yeterli değil
ISO 8100’a uygunluk uluslararası pazarlara giriş için önemli olsa da küresel rekabette test altyapısı, sertifikasyon, satış sonrası hizmetler, yedek parça tedariği, dijital dokümantasyon ve kullanıcı deneyimi gibi unsurlar belirleyici olmaya devam edecek. Türk üreticilerin teknik yeterliliklerini ürün kalitesi ve hizmet sürekliliğiyle birleştirmesi rekabet gücünü artırabilir.
Dolayısıyla ISO 8100 geçişinde ana üreticilerin kendi hazırlıkları kadar tedarik zincirinin hazırlığı da kritik olacak.
Türk firmalarının global markalarla rekabetinde standarda uyum tek başına yeterli olacak mı?
Kesinlikle hayır. Standardı karşılamak pazara giriş biletidir.
Sonrasında test altyapısı, uluslararası kabul gören sertifikasyon, satış sonrası hizmet, yedek parça tedariği, teknik eğitimin müşterinin dilinde verilmesi ve dijital dokümantasyon gibi alanlar devreye giriyor.
Bir diğer önemli konu ise algılanan kalite. Müşteri standardın bütün maddelerini okumaz; kapının kapanış sesini, yüzey kalitesini, kabin panelinin birleşimlerini veya bir butona dokunduğunda aldığı hissi değerlendirir.
Global markaların önemli avantajlarından biri bu tutarlılık. Türk üreticiler teknik yeterliliklerini tasarım, malzeme kalitesi, erişilebilirlik ve kullanıcı deneyimiyle birleştirdiğinde rekabetin seviyesi değişecektir.
“Öngörülebilirlik maliyetten daha önemli”
Türkiye’nin geçiş takvimi Avrupa’dan farklı ilerlerse ne olur?
İhracatçı üretici açısından ciddi sorun yaratabilir.
İç pazara bir gereklilik seti, ihracata başka bir gereklilik setiyle üretim yapmak zorunda kalmak çift standartlı üretim riskini büyütür.
Bunun yanında yeni standarda erkenden yatırım yapan firma maliyet üstlenirken eski sisteme göre üretmeye devam eden firmayla aynı pazarda rekabet etmek durumunda kalabilir.
Bu nedenle ulusal geçiş takviminin Avrupa ile mümkün olduğunca eş zamanlı, açık ve öngörülebilir ilerlemesi önemli.
Bizim açımızdan öngörülebilirlik çoğu zaman maliyetten daha değerlidir. Hangi tarihte hangi gerekliliğin yürürlüğe gireceğini biliyorsanız yatırım ve ürün geliştirme planını oluşturabilirsiniz. Belirsizlik olduğunda ise bütün senaryolara aynı anda hazırlanmak gerekir ve en pahalı yöntem de budur.
İhracat haritası da değişiyor
ISO 8100 önümüzdeki birkaç yılda ihracat stratejinizi değiştirecek mi?
Değiştirmeye başladı bile.
Daha önce pazarlarımızı ağırlıklı olarak coğrafi bölgelere göre değerlendirirken artık standardizasyon rejimlerine göre de sınıflandırıyoruz.
İhracat stratejisi standardizasyon ekseninde yeniden şekilleniyor
ISO 8100 ile birlikte ihracat pazarlarının yalnızca coğrafi bölgelere göre değil, uyguladıkları standardizasyon rejimlerine göre de değerlendirilmesi önem kazanıyor. Özellikle Doğu Avrupa, Körfez, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Kafkaslar’daki geçiş süreçleri Türk üreticiler açısından yeni pazar fırsatlarının hızını belirleyebilir.
Kısa vadede maliyet, orta vadede fırsat
ISO 8100 dönüşümü ilk aşamada üreticilere ek maliyet ve iş yükü getirse de süreci ürün geliştirme, parça optimizasyonu, dokümantasyonun güçlendirilmesi ve tedarik zincirinin yenilenmesi için kullanan firmalar orta vadede daha rekabetçi bir yapıya ulaşabilir. Türkiye açısından başarının anahtarı, güçlü üretim kapasitesinin uluslararası doğrulama ve belgelendirme altyapısıyla desteklenmesi olacak.
Doğu Avrupa'yı yakından izliyoruz; çünkü hem AB mevzuatı içerisinde bulunuyor hem de ihracat açısından önemli bir pazar. Buradaki ihale şartnamelerinin yeni standarda geçiş hızı bize dönüşümün gerçek temposunu gösterecek.
Körfez ülkeleri de önemli. Bu ülkelerin mevzuatlarını ISO çizgisine yaklaştırması Türk üreticiler için yeni fırsatlar yaratabilir. Kuzey Afrika, Orta Asya ve Kafkaslar da izlediğimiz diğer bölgeler.
Stratejinin özünü ise yine aynı noktada toplamak mümkün: Tek bir teknik ürün gövdesi oluşturmak ve farklı pazarları bu gövdenin üzerine eklenen yerel katmanlarla yönetmek.
ISO 8100: Maliyet mi, fırsat mı?
Kısa vadede maliyet, orta vadede fırsat.
Ancak fırsat kendiliğinden oluşmayacak. ISO 8100 geçişini yalnızca sertifika yenileme işi olarak gören firmalar açısından süreç yeni bir gider kalemi olarak kalabilir.
Buna karşılık bu dönemi ürününü yeniden değerlendirmek, parça sayısını azaltmak, teknik dokümantasyonu geliştirmek ve tedarikçileriyle birlikte dönüşmek için kullanan firmalar geçişin sonunda daha rekabetçi hale gelebilir.
Türkiye'nin üretim altyapısı ve mühendislik kapasitesi bu dönüşüm için önemli bir avantaj. Asıl geliştirilmesi gereken alanlardan biri, üretilen ürünün uluslararası gerekliliklere göre doğrulanması, belgelenmesi ve pazara doğru şekilde anlatılması.
Bu açıdan ISO 8100'u yalnızca yeni bir standart olarak değil, Türk asansör sektörünün ürün, belgelendirme ve ihracat yaklaşımını yeniden yapılandırabileceği bir fırsat penceresi olarak değerlendirmek gerekiyor.
Sektörün ortak hareket etmesi gerekiyor
Geçiş sürecinde ortak test altyapısının geliştirilmesi, teknik eğitimlerin artırılması, standartların Türkçe çevirilerinin zamanında yayımlanması ve özellikle küçük ölçekli üreticilerin belgelendirme yükünü yönetebilmesini sağlayacak mekanizmaların oluşturulması sektör açısından önem taşıyor. Çünkü Türkiye’nin asansör ihracatındaki gücü yalnızca büyük firmalardan değil, onları besleyen geniş komponent ve yan sanayi ağından geliyor. Bu ağın ISO 8100 dönüşümüne birlikte hazırlanması, Türkiye'nin küresel pazardaki rekabet gücünü de doğrudan etkileyecek.
Standartların tasarımın önünde bir engel olarak değil, üzerinde daha iyi ürünlerin geliştirilebileceği ortak bir mühendislik dili olarak değerlendirilmesi ise dönüşümün belki de en önemli yaklaşım değişikliklerinden biri olacak.



