“ISO 8100, Türk asansör sanayisinin globalleşmesini hızlandırabilecek bir fırsat”
Onaylift Asansör Elektrik Elektronik Mühendisi ve AR-GE Personeli Hakan Pınarkara, ISO 8100’un yalnızca yeni bir standart olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, sürecin ürün geliştirme anlayışından test ve belgelendirme altyapısına, ihracat stratejilerinden modüler tasarıma kadar sektörün birçok alanını yeniden şekillendireceğini ifade ediyor.
Asansör sektöründe uluslararası standartların giderek daha fazla ortaklaşması, ihracatçı üreticiler açısından yeni bir dönemin kapısını aralıyor. ISO 8100-1:2026 ve ISO 8100-2:2026 ile birlikte teknik gerekliliklerin küresel ölçekte daha ortak bir zemine taşınması beklenirken, Türk üreticiler için de ürün geliştirme, test, belgelendirme ve farklı pazarlara uyum süreçlerinde önemli değişiklikler gündeme geliyor.
Asansör Vizyon, ISO 8100 geçişinin ihracatçı Türk firmaları açısından yaratacağı etkileri Onaylift Asansör Elektrik Elektronik Mühendisi ve AR-GE Personeli Hakan Pınarkara ile değerlendirdi. Pınarkara; farklı ülkelerin teknik beklentilerinden çoklu standartla üretim riskine, modüler ürün mimarisinden Türkiye’nin komponent üretim gücüne kadar birçok başlıkta sektörün önümüzdeki dönemde nasıl bir yol izlemesi gerektiğini anlattı.
“Rekabet avantajını, ürünü farklı standartlara ne kadar hızlı uyarlayabildiğiniz belirleyecek”
Bugün kaç farklı ülke veya standardizasyon rejimine göre ürün hazırlamak zorunda kalıyorsunuz? Bu durum ihracat operasyonunuzda nasıl bir maliyet yaratıyor?
İhracatta bizim için asıl zorluk ülke sayısından ziyade her pazarın ürüne bakışındaki teknik farklılıklar. Aynı asansör kapısını, kabinini veya komponentini başka bir ülkeye gönderirken yalnızca ölçülerini değiştirmek yeterli olmayabiliyor. Malzeme seçimi, güvenlik kriterleri, test yöntemleri, hesaplamalar, teknik dokümantasyon ve sertifikasyon beklentileri de pazara göre değişebiliyor.
Bu durum doğal olarak AR-GE ve mühendislik tarafında ilave bir iş yükü oluşturuyor. Bir ürünün farklı pazarlara uyarlanması yeniden tasarım, çizim revizyonları, hesaplamalar, numune üretimi, testler ve dokümantasyon gibi ek çalışmalar gerektirebiliyor.
Bizim açımızdan temel hedef, her ülke için sıfırdan farklı bir ürün geliştirmek yerine ortak bir ürün altyapısı oluşturmak ve ülkeye özel gereklilikleri mümkün olduğunca bu platform üzerinden yönetebilmek. Gelecekte ihracatta rekabet avantajının yalnızca daha fazla ülkeye satış yapabilmekle değil, aynı ürün teknolojisini farklı standartlara hızlı ve düşük maliyetle adapte edebilmekle belirleneceğini düşünüyorum.
“ISO 8100 ortak bir teknik altyapının oluşmasına katkı sağlayabilir”
ISO 8100’un daha geniş uluslararası kabul görmesi hâlinde ülkeye özel ürün ve teknik dokümantasyon ihtiyacının azalmasını bekliyor musunuz?
Uzun vadede bunun önemli bir avantaj sağlayacağını düşünüyorum. ISO 8100’un farklı ülkelerde ortak bir teknik referans hâline gelmesi, üreticilerin aynı temel mühendislik yaklaşımı üzerinden ürün geliştirmesine olanak sağlayabilir. Bu da tasarım, hesap, test ve teknik dokümantasyon süreçlerindeki tekrarların azalmasına katkıda bulunacaktır.
Ancak bir ülkenin ISO 8100’u kabul etmesi, bütün yerel mevzuatın ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Yangın, deprem, erişilebilirlik, elektrik veya bina mevzuatı gibi ülkeye özgü ek gereklilikler devam edebilir.
Bu nedenle ISO 8100’u bütün yerel şartların yerine geçen bir yapıdan ziyade küresel ölçekte ortak teknik altyapıyı güçlendirecek bir standart olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.
“Hazırlık, müşteri talebi ortaya çıkmadan başlamalı”
Müşterileriniz ISO 8100-1:2026 veya ISO 8100-2:2026’ya uygun ürün konusunda talepte bulunmaya başladı mı?
Şu an için doğrudan yoğun bir talep bulunmuyor. Ancak önümüzdeki dönemde ISO 8100’un müşterilerin teknik şartnamelerinde daha sık yer alacağını düşünüyoruz.
Bugün müşterinin yalnızca “ISO 8100’a uygun musunuz?” diye sormasından daha önemli olan, ürünün tasarım altyapısının ve teknik dosyasının bu standarda ne kadar hazır olduğudur. Uluslararası çalışan müşteriler artık yalnızca fiyat ve ürünün fiziksel özellikleriyle ilgilenmiyor. Kullanılan malzemenin özellikleri, hesaplama yöntemleri, güvenlik katsayıları, test sonuçları, komponentlerin doğrulanması ve teknik dosyanın izlenebilirliği giderek daha fazla önem kazanıyor.
Onaylift AR-GE merkezi olarak ISO 8100’u yalnızca ihracat departmanının takip edeceği bir konu olarak değerlendirmiyoruz. Yeni ürünlerin tasarımında standardın gerekliliklerinin sürecin ilk aşamasından itibaren dikkate alınması gerektiğine inanıyoruz.
Özellikle Avrupa Birliği dışında bulunan ancak uluslararası standartlara yönelen pazarlarda ISO 8100 referansının önümüzdeki dönemde daha sık karşımıza çıkacağını düşünüyorum.
Türk üreticiler için Avrupa dışındaki pazarlarda yeni fırsat
ISO 8100’un Türk üreticilerin Avrupa dışındaki pazarlara girişini kolaylaştırabileceğini düşünüyor musunuz?
Kesinlikle önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin asansör sektöründe güçlü bir üretim altyapısı ve ciddi bir komponent üretim kabiliyeti bulunuyor. Ancak küresel pazarda rekabet yalnızca kaliteli ve uygun fiyatlı ürün üretmekle sınırlı değil. Ürünün uluslararası bir teknik standarda göre geliştirilmiş ve doğrulanabilir olması da büyük önem taşıyor.
ISO 8100’un daha fazla ülkede kabul görmesi, Türk üreticilerin ürünlerini yeni pazarlarda daha kolay konumlandırmasına yardımcı olabilir. Özellikle Avrupa dışındaki pazarlarda ortak bir standardın benimsenmesi, Türk firmalarının yalnızca yerel üretici olarak değil, uluslararası standartlara göre üretim yapan küresel tedarikçiler olarak algılanmasına katkı sağlayabilir.
İlk aşamada maliyet, uzun vadede kazanım
Küresel standardizasyon ilk aşamada avantajdan önce ek test ve belgelendirme maliyeti yaratabilir mi?
Kısa vadede böyle bir maliyetin ortaya çıkması oldukça mümkün. Yeni bir standarda geçiş yalnızca dokümanların değiştirilmesi anlamına gelmiyor. Tasarım doğrulamaları, hesaplamalar, komponentlerin yeniden değerlendirilmesi, testler, laboratuvar çalışmaları ve sertifikasyon süreçleri üretici açısından ilave maliyet oluşturabilir.
Ancak burada kısa vadeli maliyet ile uzun vadeli kazanımı birbirinden ayırmak gerekiyor. İlk aşamada üretici için bir yatırım söz konusu olacaktır. Buna karşılık standartların daha geniş bir coğrafyada ortaklaşması sayesinde aynı ürünün farklı pazarlara uyarlanması kolaylaşırsa toplam ihracat maliyetlerinin uzun vadede azalması mümkün olabilir.
Onaylift mevcut ürün portföyünü değerlendirmeye başladı
Mevcut ihracat belgeleriniz ve test raporlarınızın yeni standartlarla uyumunu incelemeye başladınız mı?
Evet. Onaylift olarak yeni standartları ve mevcut ürün portföyümüze olası etkilerini yakından takip ediyoruz. Teknik dokümantasyonumuzun ve mevcut test raporlarımızın yeni standartlarla uyumunu değerlendirmeye başladık.
Geçiş sürecinde ihtiyaç duyulabilecek revizyonları önceden belirleyerek planlı bir şekilde ilerlemeyi hedefliyoruz.
Geçiş döneminde çoklu standart yönetimi devam edecek
Farklı ülkelerde ISO 8100’un benimsenme hızının değişmesi üreticiler açısından bir süre daha çift veya çoklu standartla üretim yapılmasına neden olabilir mi?
Bunun geçiş döneminde kaçınılmaz olabileceğini düşünüyorum. Uluslararası bir standardın yayımlanması ile ülkelerin bunu kendi mevzuatlarına adapte etmesi aynı anda gerçekleşmeyebilir.
ISO 8100-1:2026’nın uluslararası standart olarak yayımlanmış olması, bütün ülkelerin aynı anda aynı uygulama sistemine geçtiği anlamına gelmiyor. Bu nedenle ihracat yapan üreticilerin bir süre daha EN 81 tabanlı gereklilikleri, ISO 8100’u ve ülkeye özgü ilave şartları birlikte yönetmesi gerekebilir.
AR-GE açısından en doğru yaklaşımın, mümkün olduğunca modüler ve farklı standart gerekliliklerine adapte edilebilen ürün platformları geliştirmek olduğunu düşünüyoruz.
“Standardı ürün geliştirme sürecinin başlangıç girdisi olarak görüyoruz”
Bir ihracatçı açısından en büyük risk teknik değişiklik mi, belgelendirme takvimi mi, müşteri talepleri mi, yoksa mevzuatın ülkeden ülkeye farklı uygulanması mı?
Bence en önemli risk bu faktörlerin birbirinden bağımsız değil, aynı anda ortaya çıkabilmesidir. Ürün teknik olarak uygun olabilir ancak ilgili pazardaki belgelendirme süreci tamamlanmamış olabilir. Ya da ürün standarda uygun olmasına rağmen müşteri farklı bir teknik şartname talep edebilir.
Bu nedenle ihracatçı açısından en önemli konulardan biri, standart değişikliklerini sürecin sonunda değerlendirmek yerine ürün henüz tasarım aşamasındayken öngörebilmektir.
Biz AR-GE tarafında “önce ürünü yapalım, sonra standarda bakalım” yaklaşımı yerine standardı ürün geliştirme sürecinin başlangıç girdilerinden biri olarak değerlendirmeyi daha doğru buluyoruz.
“Ürünü başlangıçtan itibaren global düşünerek tasarlamak gerekiyor”
Ürün geliştirme departmanınız yeni projelerde EN 81-20/50 ile ISO 8100 arasında nasıl bir strateji izliyor?
Bu iki standardı birbirinin alternatifi gibi değerlendirmek yerine ürünün hedef pazarı ve projenin teknik gereklilikleri üzerinden ilerlemeyi tercih ediyoruz.
Yeni bir projeye başladığımızda öncelikle ürünün hangi pazara sunulacağını ve o pazarda uygulanabilecek standart ve mevzuat çerçevesini belirliyoruz. Ardından tasarım kriterlerini oluşturuyoruz.
AR-GE yaklaşımımız mümkün olduğunca tek bir ülkeye bağımlı ürün geliştirmemek üzerine kurulu. Bir kabin, kapı veya mekanik komponent tasarlarken yalnızca bugünkü müşterinin şartnamesini karşılamasını değil, farklı pazarlara adapte edilebilecek bir ürün mimarisine sahip olmasını hedefliyoruz.
Bu nedenle modüler tasarım bizim için çok önemli. Ana ürün yapısını mümkün olduğunca ortak tutup, ülkeye veya standarda göre değişmesi gereken bölümleri kontrollü biçimde farklılaştırmak hem mühendislik hem de üretim açısından ciddi avantaj sağlıyor.
Geleceğin AR-GE anlayışının da bu yönde gelişeceğini düşünüyorum. Ürünü önce bir ülkeye göre tasarlayıp daha sonra diğer ülkelere uyarlamak yerine, ürünü başlangıçtan itibaren global düşünerek geliştirmek gerekiyor. ISO 8100’un yaygınlaşması da bu yaklaşımı daha önemli hâle getirecek.
Bizim hedefimiz Onaylift ürünlerini yalnızca belirli bir pazarın ihtiyaçlarına cevap veren ürünler olmaktan çıkarıp farklı coğrafyalarda kolaylıkla konumlandırılabilecek global ürün platformlarına dönüştürmek.
Yeni standardın maliyeti fiyatlara nasıl yansıyacak?
Yeni standardın ürün maliyetine etkisini müşteriye yansıtmak mümkün olacak mı, yoksa maliyet üreticinin üzerinde mi kalacak?
Bunun tek bir cevabı olduğunu düşünmüyorum. Standart değişikliği ürün tasarımında, kullanılan komponentlerde veya test ve belgelendirme süreçlerinde doğrudan bir ilave maliyet yaratıyorsa bunun belirli bir bölümünün ürün fiyatına yansıması doğal olacaktır.
Ancak rekabetçi bir pazarda üreticinin bütün maliyeti müşteriye aktarması her zaman mümkün olmayabilir. Burada asıl önemli olan standardizasyonu yalnızca bir maliyet kalemi olarak değerlendirmemek.
Eğer ortak standart aynı ürünün farklı pazarlarda daha kolay kabul edilmesini sağlarsa, uzun vadede üretim adetlerinin artması ve ölçek ekonomisinin oluşmasıyla birim maliyetlerin düşmesi de mümkün olabilir.
Türkiye’nin komponent üretim gücü önemli bir avantaj
ISO 8100’un yaygınlaşması Türkiye gibi güçlü komponent üretim altyapısına sahip ülkeler açısından rekabet avantajı yaratabilir mi?
Türkiye’nin bu konuda ciddi bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum. Türkiye yalnızca komple asansör sistemleri üreten bir ülke değil; kabin, kapı, süspansiyon sistemleri, kumanda sistemleri ve çok sayıda farklı komponenti üretebilen güçlü bir sanayi altyapısına sahip.
Ortak uluslararası standartların yaygınlaşması bu komponentlerin farklı ülkelerde kabul edilebilirliğini artırabilir. Özellikle AR-GE ve test altyapısını güçlendiren firmalar açısından bu süreç önemli bir fırsata dönüşebilir.
Gelecekte rekabetin yalnızca “kim daha uygun fiyatla üretiyor?” sorusuyla değil, “kim uluslararası standartlara uygun, test edilmiş ve güvenilir ürün sunuyor?” sorusuyla şekilleneceğini düşünüyorum.
“Standarda uygunluk artık başlangıç noktası”
Türk firmalarının global markalar karşısında avantaj elde edebilmesi için yalnızca standarda uyum yeterli mi?
Kesinlikle yeterli değil. Standarda uygunluk artık başlangıç noktası hâline geliyor.
Global pazarda sürdürülebilir başarı elde etmek için bunun üzerine güçlü bir AR-GE altyapısı, test ve doğrulama kabiliyeti, uluslararası sertifikasyon, kaliteli üretim, izlenebilirlik ve güçlü satış sonrası hizmetlerin eklenmesi gerekiyor.
Müşterinin güven duyabileceği teknik dokümantasyon, ürün sürekliliği ve ürünün bütün yaşam döngüsünün yönetilmesi de global rekabet açısından giderek daha fazla önem kazanıyor.
Türkiye ile Avrupa arasındaki geçiş takvimi yakından izlenmeli
Türkiye’deki geçiş takviminin Avrupa’dan farklı ilerlemesi ihracatçı firmalar açısından sorun yaratabilir mi?
Geçiş döneminde belirli zorluklar yaratabilir. Türkiye’de üretim yapan ancak Avrupa ve Avrupa dışındaki birçok ülkeye ihracat gerçekleştiren firmalar açısından farklı tarihlerde yürürlüğe giren standart ve mevzuatların takip edilmesi operasyonel bir yük oluşturabilir.
Bu nedenle üreticilerin yalnızca Türkiye’deki uygulamaları değil, ihracat gerçekleştirdikleri ülkelerdeki standart ve mevzuat gelişmelerini de yakından izlemesi gerekiyor.
Sektör kuruluşları, üreticiler, test laboratuvarları ve ilgili kamu kurumları arasındaki koordinasyonun bu dönemde önemli olduğunu düşünüyorum.
Yeni ihracat stratejisinde Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türk Cumhuriyetleri öne çıkıyor
Önümüzdeki iki-üç yılda ISO 8100’un ihracat stratejinizi değiştireceğini düşünüyor musunuz? Hangi bölgeleri daha yakından takip ediyorsunuz?
Önümüzdeki iki-üç yılın ISO 8100 açısından önemli bir geçiş ve adaptasyon dönemi olacağını düşünüyorum.
Bizim açımızdan hedef yalnızca mevcut ürünleri yeni standarda uyarlamak değil, yeni ürün geliştirme stratejimizi de uluslararası pazarlara daha uygun hâle getirmek.
Özellikle Avrupa dışındaki gelişmekte olan pazarları, Orta Doğu’yu, Kuzey Afrika’yı, Türk Cumhuriyetlerini ve farklı coğrafyalardaki yeni proje fırsatlarını yakından takip etmek önemli.
Türkiye’nin coğrafi konumu ve üretim kabiliyeti değerlendirildiğinde Türk asansör sektörünün Avrupa ile Asya, Orta Doğu ve Afrika arasında güçlü bir üretim merkezi olma potansiyelinin yüksek olduğunu düşünüyorum.
“ISO 8100’u maliyetten çok fırsat olarak görüyorum”
ISO 8100 Türk asansör sanayisi için maliyet mi, fırsat mı?
Ben fırsat olarak görüyorum. Elbette kısa vadede yeni standardın anlaşılması, ürünlerin gözden geçirilmesi, testler, hesaplamalar ve belgelendirme çalışmaları belirli maliyetler oluşturacaktır.
Ancak uzun vadede ortak bir uluslararası standardın yaygınlaşması, Türk üreticilerinin önündeki teknik bariyerlerin azalmasına katkıda bulunabilir.
Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı, yetişmiş mühendislik kadroları ve komponent üretim kabiliyeti düşünüldüğünde ISO 8100’u yalnızca uyulması gereken yeni bir standart olarak değil, Türk asansör sanayisinin globalleşmesini hızlandırabilecek bir araç olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.
Bizim açımızdan asıl hedef yalnızca standarda uyum sağlamak değil, standardın beraberinde getirdiği mühendislik yaklaşımını AR-GE kültürümüzün bir parçası hâline getirmek.
“Türk asansör sektörü kendi teknolojisiyle dünya pazarlarında söz sahibi olmalı”
Son olarak eklemek istediğiniz bir konu var mı?
ISO 8100 konusunda en önemli noktanın bu dönüşümü yalnızca bir standart değişikliği olarak görmemek olduğunu düşünüyorum. Asansör sektörü daha fazla mühendislik, daha fazla test, daha kapsamlı hesaplama ve daha güçlü uluslararası iş birliği gerektiren bir döneme giriyor.
ISO 8100-1:2026 ve ISO 8100-2:2026’nın yayımlanması da bu dönüşümün önemli göstergelerinden biri.
Türkiye’nin burada önemli avantajları bulunuyor. Güçlü bir üretim altyapımız, komponent üretim kabiliyetimiz ve sektörde ciddi bir mühendislik tecrübemiz var. Bundan sonraki aşamada bu avantajı AR-GE, test ve uluslararası sertifikasyon altyapısıyla desteklememiz gerekiyor.
Türk asansör sektörünün yalnızca uluslararası standartlara uyum sağlayan değil, bu standartların gerektirdiği mühendislik seviyesinde ürün geliştiren ve dünya pazarlarında kendi teknolojisiyle söz sahibi olan bir sektör hâline gelmesi gerektiğine inanıyorum.



